• "Yaşlılık bir ayrıcalık,sosyal bir başarı ve bir meydan okumadır." (2005 Sağlık Bakanlığı Yaşlılık ve Beslenme kitapçığından alıntıdır)
  • Atatürk'e olan sevgimin,aşkımın ve özlemimin sanırım tarifi yok.Bunun için bildiğim tüm kelimeleri de kullansam oluşacak cümle yetersiz bir cümle olacaktır...
    Yer yer boğazım düğümlendi,özellikle naaşını tahniti ve defin sürecinde,yer yer gözlerim doldu,kendimi zor tuttum.Ama inanın bana Atama dair öğreneceğimiz her satır bilginin değeri çok büyük..Hastalık sürecindeki hallerinin anlatımında,gözünüzde oluşan betimlemeler gerçekten sarsıcı bir etki yaratıyor..Geçirdiği krizler,hastalığının ilerleme süreci,yarı uykuda yarı uyanık geçen süreçlerde hayallerini hala diri tutuşu ve umutsuzluğa asla yer vermeyişi,karnından ilk su alınışında (12 litre) çektiği acıyı ve sonrasında derin uykusundaki rahatlığı..Adeta 'evet artık rahatladı iyileşecek' diye benim bile o umudun içine girmelerim.Çok fazla duygu devinimleri yaşadım..Sabiha Gökçen'in Ata'yı anlattığı bölümlerin bitmesini istemedim.İmrendim,kıskandım ona olan yakınlığını.

    Tarih kitaplarından edindiğimiz bilgiler dışında Atatürk'ü anlamamız için bu tür hatıratların daha fazla okunması gerekir.Çünkü çok fazla referans üzerinden yazılmış bir kitap.Oldukça nitelikli belge ve arşiv kullanılarak oluşturulmuş okuması keyif veren güzellikte bir kitap olmuş.

    Ona yakınlığıyla bilinen isimlerin onu adeta yaşayarak anlattıkları bölümlerde sayfalar akıp gidiyor.Son bölümde -Ölümünün Ardından- Necip Fazıl Kısakürek'in Atatürk'e dair kesitinde sanırım her satırın altını çizdim...
    Dünya lideri olmak,asırların lideri olmak ve o lidere sahip olmak bizler için gerçekten eşsiz bir ayrıcalık.Fakat ne yazık ki günümüzde Ona hak ettiği kıymetin verilmiyor olmasını ise büyük bir ihanet olmakla birlikte insanlık dışı,canice ve en aşağılık türden bir saygısızlık olarak nitelendirebilirim!.Her şeye tahammül edebilirim ama Ona yapılan ve yapılacak saygısızlığa asla tahammül göstermem!.
    O benim en zayıf yanım,O benim kalbim,ruhum,ben olma sebebim...Daima sevgi,saygı,özlem ve minnetle..

    Keyifli okumalar dilerim...
  • İşte dine ayrıcalık tanınmasının bir başka tuhaf örneği. 21 Şubat 2006'da ABD Yargıtay'ı, halüsinasyon etkisi yapan ilaçların kullanılmamasını istisnasız herkese zorunlu kılan bir kanundan New Mexico'daki bir kilisenin muaf tutulması kararını aldı. "Centro Esipirita Beneficiente Uniao do Vegetal'in imanlı üyeleri, yalnızca "hoasca çayı" içtiklerinde Tanrıyı anlayabileceklerine inanıyorlardı ki bu çay, yasadışı ve halüsinojenik bir madde olan "dimethyltryptamine" içeriyordu. Bu ilacın kavrayışlarını arttırdığına inanmalarının yeterli olduğuna dikkat edin. Kanıt göstermelerine gerek yoktur. Aksi yönden, esrarın, kimyasal tedaviye katlanmak zorunda olan ve acı çeken kanser hastalarının ağrı, sızı ve bulantılarını hafiflettiğini ispatlayan çokça bulgu vardır. Yine de, 2005'te, Yargıtay, tıbbi amaçla esrar kullanan hastaların tümünün federal davalarda suçlu bulunacakları hükmünü getirdi. (Bu hüküm uzman doktor denetiminde kullanımın yasallaştırıldığı az sayıdaki eyaletlerde bile geçerli hale getirildi.) Din, her zaman olduğu gibi burada da bir koz kartıdır.
    Richard Dawkins
    Sayfa 30 - Kuzey Yayınları Bölüm 1: İnançsızlığa Derinden İnanan Bir İnançsız / Hak Edilmeyen Saygı
  • Kürtçenin Türkiye de yasaklı olduğu yıllarda Erivan`dan Kürtçe yayınlar yapan radyo kanalının Kürtlerde ayrı bir yeri vardır.

    Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 1955 yılında Kürtçe yayın yapan bir bölüm kurulmuştu.


    Erivan Radyosu , Kürtçenin adının telaffuzunun dahi yasak olduğu dönemlerde 2 saatlik Kürtçe yayın yapan radyo kanalıydı.Bu radyo kanalı Kürtlerin kalbinde dostça yeri olan radyo kanalıydı.

    Karapetê Xaço, Şeroyê Biro, Meyrem Xan, Aslîka Qadîr, Zadina Şakir, Efoyê Esed, Ahmê Çolo, Egîtê Cimo, Aramê Tigran ve M. Arîfê Cizrewî ve daha nice dengbej ve stranbeji stüdyolarında konuk etmişlerdir bir özelliği ise radyo yayına başladığında taş plak gibi kayıt ortamlarına sanatçılar önceden okuma yapmadıklarından canlı olarak enstrumanlarla söylerlerdi. 

    Böylece Erivan Radyosu, dağılmış olan Kürt halkının, yarım asrı aşkın ortak sesi, ortak dili ve tesellisi olmayı başarıp günümüzde tarihsel değere haiz bir konum almıştı.

    Köyde misafir odalarının en seçkin köşesine yerleştirilen ecnebi malı ahşap kaplamalı pille çalışır kocaman radyolar, yarım asrı aşkın Kürtçe yayın yapan Erivan Radyosu (Radyona Rewanê)'nun istasyonuna kilitlenip durdurulurdu. Varlıklı ve imtiyaz sahibi kişilerin yüklü paralar ödeyerek satın alabildikleri bu radyolardan Kürtçe haberler, klamlar, stranlar, işitsel tiyatro ve hikayeler dinlemek adeta bir ayrıcalık sayılırdı.

    Sonrasında stüdyoda toplanan kayıtlar arşivlendiğinde baya bir arşiv çıkmıştır. Radyonun genel direktörü Armen Amirian'ın verdiği bilgiye göre Dünyanın en önemli Kürtçe müzik arşivlerinden birine sahipler ve bununla gurur duyuyorlar. 1500'den fazla kasette ve taş plakta kayıtlı beste ve anonim eserlerin birçoğu ilk ve son kez Erivan radyosu'nda kaydedilmiş ve saklanmış...

    Erivan Radyosu aynı zamanda İç Anadolulu Kürtlerin dinleyebilmek için ileri teknolojik çözümler üretmek zorunda kaldığı efsanevi radyoydu. 

    Kürt kültürünün yeşertilmesi için Erivan Radyosu'na Kürtçe yayın saatleri verilmişti.
    O dönemde İran'da da bir radyo Kürtçe yayın yaptığı halde, Arap kültürüne meyletmesi nedeniyle Kürtler Erivan radyosunu tercih etmiştir.

     

    Koca bir köyde en fazla iki tane radyo bulunurdu. Erivan Radyosu'nun Kürtçe haber yayın saatinde radyonun bulunduğu ev her gece tıklım tıklım misafir dolup taşardı. Sadece evin saygın reisinin kumanda edebildiği radyonun o kesme şekere benzer sıralı düğmelerinden biri olan açma tuşuna basıldığında; gırtlaktan gelen tok sesiyle spiker, Keremê Seyad ile Gulizera Casım'ın sesi işitilmeye başlardı. Ermenistan'da yaşayan Kürtlerin konuştuğu Serhat şivesiyle haberleri sunmaya başlayan bu spikerler, 'Erivan xeberdide, guhdarên eziz, naha bibîzın deng u behsên teze' (Erivan Radyosu haberleri sunar, değerli dinleyiciler şimdi yeni haberler dinleyeceksiniz) cümlesi radyoda okununca onlarca insanın doluştuğu oda adeta sessizliğe gömülürdü. Bazen Azniva Reşit, bazen Sêvaza Evdo, bazen de Lusika Hüseyn isimli kadın spikerler periyodik olarak haber sunumunda eşlik ederdi Keremê Seyad'a. Ama her zaman Keremê Seyad, o Kürt gırtlağıyla sunduğu Dünya haberlerini yıllar boyu evimizin içine kadar taşıdı, hem de zengin bültenleriyle.


    Erivan Radyosu, kuruluşundan günümüze dek, gerek müzik aracılığıyla gerekse kimliksel aydınlanma amaçlı programlarla Kürt ulusal bilinç ve kültürünün daha da berraklaşmasına maksimum katkı sundu. Ne yazık ki son yıllarda ekonomik yetersizlikten ötürü, Erivan Radyosu'nun iki saatlik yayın süresi yarım saate indirildi. Ekonomik yetersizliklere rağmen, yine de radyoyu ayakta tutmaya gayret eden büyük emektar spiker Keremê Seyad'ın bu konudaki çığlığı, Bilur ve Fîq'in sesini baskılayacak kadar hüzünle yankılanmaktadır!
     
    --Yazar: Şerzan Atabey
  • "Kadının nasıl bir kışkırtma kaynağı olduğu
    konusunda, İncil'de yeterince söz söylenmiştir. Eski Ahit, kadınlara ilişkin olarak der ki, kadının konuşması ateş gibidir; atasözleri de kadının, erkeğin değerli ruhuna egemen olduğunu, en güçlüleri bile yıkıma uğratabileceğini söyler. Eski Ahit, bundan başka der
    ki: Kadının ölümden daha acı olduğunu anladım; avcıların kırbacı gibidir o; yüreği bir ağ gibidir, elleri bağdır. Başkaları da, kadının Şeytan'ın barınağı olduğunu söylemişlerdir. Bunu böylece doğruladıktan sonra, sevgili Adso, Tanrı'nın böyle kötü bir varlığı ona bazı erdemler bağışlamaksızın yaratmış olabileceğine kendimi inandıramıyorum. Tanrı'nın ona birçok ayrıcalık ve ayrıcalık nedeni
    bağışladığını düşünüyorum elimde olmaksızın; bunların en azından üçü çok iyi ayrıcalıklar. Gerçekten de, Tanrı, erkeği bu aşağılık dünyada çamurdan yarattı; kadınıysa daha sonra, cennette ve daha soylu bir insan maddesinden yarattı. Onu Adem'in ayağından ya da barsağından değil, kaburga kemiğinden yarattı. Sonra her şeye gücü yeten Tanrı, bir mucizeyle doğrudan doğruya insan biçimine girebilirdi, ama bunu yapmadı; bir kadının rahmine yerleşti; bu da kadının öyle pek de kötü olmadığının bir belirtisidir. Sonra, Diriliş'in ardından göründüğü zaman bir kadına göründü. Son olarak da, göklerin egemenliğinde hiçbir erkek o ülkede kral olmayacak, ama hiç günah işlememiş bir kadın kraliçe olacak. Öyleyse Tanrı Havva'yı ve onun kızlarını böylesine kayırdığına göre bizim de o cinsin çekiciliğine ve soyluluğuna kapılmamız çok mu anormal?"
    Umberto Eco
    Sayfa 291 - Can yayınları, 8. Basım, Ekim 1997
  • “Aralarına bir ayrıcalık tohumu serptik ki, kıyamete kadar bellerini bir daha doğrulatmazlar...”