SARSILMAZ OLMAK
Hayatta seni en çok rahatsız eden insanlar hakkında düşündün mü? Belki de sana zarar veren şey onların davranışları değil, o davranışların sende dokunduğu yerlerdir. İşte tam burada nasıl sarsılmaz bir insan olacağımız hakkında konuşacağız ve bunlara yönelik bir kaç öğreti sunacağım. 1- Aynalama Yöntemi Hiç seni çileden çıkaran birine rastladın mı? Belki kibirleri, cehaletleri, sana davranışları seni kötü etkiliyordur. Şimdi kendine şu soruyu sor: Bu neden seni bu kadar rahatsız ediyor? Bizi başkalarında rahatsız eden her şey kendimizi tanımamıza yardımcı olabilir. Mesele seni etkileyenlerde değil senin içindeki iyileşmemiş bir yarada gizli. Duygusal tepkiler kendi içindeki güvensizliklerin yansımasıdır. Birinin sözü bizi olumsuz anlamda çok etkilerse onun sözünün doğru olabileceğinden korkarız. Ama kim olduğumuzu bilirsek kimsenin sözü bizi sarsamaz. Kendi gölgemiz ile yüzleşmedikçe dış dünya bizi yönetir. Dünya sana kim olduğunu sorar eğer cevabın yoksa dünya sana kim olduğunu söyler. İnsanlar seni tüketir. Eğer izin verirsen. Sana ait olmayan enerjiyi üzerine alma biri sana negatif söylemlerle geldiğinde bu sana ait ben taşımayacağım de. Ben gerçekten kimim? bu soruya cevap ver Hayatının kurbanı değil gözlemcisi ol. Hiç kimse sen izin vermedikçe duygularını kontrol edemez. Ben başıma gelenler değilim ben ne olduğumu seçenim.
İkaros’un sayıklamaları
Gayriresmi olarak 2015 yılı ortalarında başlayan neo matematik çağı,2025 itibari ile kimsenin haberi olmasa da resmileşecek. 2050 yılı itibari ile bizleri nelerin beklediğini merak etmiştin geçenlerde anlatayım. Okullardaki eğitim sistemi komple değişecek.Klasik bilimler yerini tamamen Neo Bilimlere bırakacak.internet çağının yarattığı Y neslinin yerini neo matematik çağının yarattığı X nesli alacak.Y nesli ile biyolojik olarak insan olmaktan uzaklaşan insanoğlu X nesli ile tamamen biyolojik robotlara dönüşecek.Düşünmek,kurgulamak ve üretmek seçilmiş birkaç bin elit insana ait bir ayrıcalık olacak. Doğal afetler çok öncesinden tespit edilecek.Küçük değişkenlerin basit algoritmalarının çıkarılması sonucu deprem,tsunami ve sel gibi afetlerde ölen insan olmayacak,zararlar minimize edilecek. Bu doğal afetlerin durdurulması mümkün olmakla beraber evrenin işleyişine müdahaleden kaçınılmak zorunda olunduğu için o noktada bir gelişmeyi düşünmek bile istemiyorum. Ama korkarım muhakkak bir gün bunu da deneyen olacaktır. Atom bombası ve kimyasal silahlar tehdit olmaktan çıkacak.Tek silah yazılım olacak.Elektriğin ulaştığı her yer potansiyel bir savaş alanına dönüşecek.Taş devrinden tarihine devam etmek zorunda kalacak devletler göreceğiz. Bütün hastalıkların ve insanın gen haritasının algoritması çıkarılacağını için bütün hastalıklar önceden görülüp tedavi edilebilecek.Kanser, AIDS Alzheimer gibi hastalıkların tedavisi kısa sürede ve başarıyla bitirilecek.İnsan evladı istediği yaşta kalabilecek yaşlanmayacak.Seksen doksan yaşlarında yakışıklı ve güzel ölülere sahip olacağız. (Sayfa 148-149’dan alıntıdır)
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Aşk bir bakakalma hâlidir. Sonsuz bir şaşkınlık hâli... Soğuk bir aralık sabahında, uyanır uyanmaz üzerinde ince pijamalarınla bahçeye çıkıp üşümenin ötesinde bir titreme hâlidir. Aşk, bütün gün oyun oynayıp öğle uykusu için annenizin sizi serin bir odada, yün yorganın altına sokup alnınıza bir öpücük kondurmasının ardından, odadan çıkar çıkmaz ve kapıyı kapatır kapatmaz, uyku ile karışmış bir uyanıklık hâlidir. Aşk, insanın fabrika ayarıdır. Odanın serinliği, yorganın yoğunlaşmakta olan sıcaklığına yerini bırakırken farkına vardığın bedenindeki huzur, kalbindeki güven hâlidir. Aşk, onun sesi, onun kokusu, onun varlığı, senin bunları yaşamaktan duyduğun ayrıcalık hâlidir. Aşk, maddenin koklaşma hâlidir." ✨️ "Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti."
Yaşça büyük insanlar elbette saygıyı hak eder. Yaşam deneyimleri, olaylara farklı açılardan bakabilmeleri ve zamanla kazanılmış olgunlukları kıymetlidir. Ancak geçmişte yaşanmış travmaların etkilerini, bulundukları her ortama olduğu gibi bırakma hakkı vermez. Saygı yalnızca yaşın getirdiği bir ayrıcalık değildir; karakter, tutum ve insan ilişkilerindeki sorumluluk bilinciyle şekillenir. Yaş deneyim kazandırabilir, fakat nezaket, öz farkındalık ve empatiyi garanti etmez. Bu nedenle gerçek saygı, doğum tarihine değil, insanın ortaya koyduğu davranışlara dayanır.(A.ka )
Duygu ve Düşünce
DNA Saygı Üretmez
Belirli bir yaştan sonra anne ve babamızı, üzerlerine giydirilmiş kutsallık zırhından çıkarıp insan olarak değerlendirebilmeliyiz. Çocukluk, ebeveynleri mutlak doğru sanma dönemidir; yetişkinlik ise onları hayatın geri kalan herkesine uyguladığımız ölçülerle tartabilme cesareti. Nasıl bir insan olduklarına, gücü nasıl kullandıklarına, zayıflık karşısında nasıl davrandıklarına, çıkarla vicdan arasında hangi tarafı seçtiklerine bakılmalıdır. Çünkü doğa kimseye ayrıcalık tanımaz; anne olmak da baba olmak da karakter sahibi olmanın kanıtı değildir. Eğer bu muhasebenin sonunda saygıyı hak ediyorlarsa, onlarla yolumuza yalnızca ebeveynlerimiz olarak değil, saygın insanlar olarak devam ederiz. Hak etmiyorlarsa, sırf biyolojik bir tesadüf uğruna saygıyı sürdürmek, gerçeğe ihanet etmekten başka bir şey değildir. İnsanın aşması gereken ilk putlar çoğu zaman kendi evinde yükselir. Kendini aşmak, anne babayı inkâr etmek değil; onları oldukları gibi görebilmektir. Ve belki de en büyük ironi şudur: Hayat boyu çocuklarından koşulsuz saygı bekleyenler, çoğu zaman insan olarak değerlendirilmeye en az dayanabilenlerdir. Çünkü kan bağı yakınlık yaratabilir, fakat saygıyı yalnızca erdem doğurur.
Çok şükür...
Sabah uyandığında, hayatta olmanın, düşünebilmenin, keyif alabilmenin ve sevebilmenin ne büyük bir ayrıcalık olduğunu düşün. Marcus Aurelius