Halit Ayarcı bütün bu konuşma boyunca âdeta lâkayt kalmıştı.
Masanın bir köşesine hafifce yaslanmış sakin ve alâkasız, beyhude sözlerle israf edilen zamana pek fazla fark ettirmeden acır gibi etrafina bakıyordu.Hiçbir zaman can sıkıntısı denen şeyin. bu kadar asil, bu kadar üstün şeklini görmemiştim. Etrafındaki konuşmanın bitmesini, birdenbire kabaran bir rüzgârın savurduğu bir toz dalgasının geçmesini bekler gibi bekliyordu.
..
Bir insan karşısındakine o anda yalnız sabır ve tahammül olduğunu ancak bu kadar terbiyeli şekilde gösterebilirdi.
"O kendisi olmak icin beni unutmaya belki muhtac!
Fakat ben ancak onun sayesinde biraz kendim olabiliyorum.
Bu, belki de onun hiç anlamayacağı bir şey. O benim kaderimi bitmiş biliyor ve bunda haklı! Fakat ben onun kaderi üstüne acz içinde titriyorum."