"Zaman gerçekten de tek parça ve arkası gelmeyen büyük bir kumaş parçası, değil mi? Genelde bize uysun diye zamandan parçalar biçer ve kendimizi, zamanı ölçümüze uyduruyoruz diye aldatırız ama gerçekte o, geçer de geçer..."
"Eğer istersek, varsayımlar alanında dilediğimiz gibi at koşturabiliriz. Başıboş bir ilkbahar rüzgârının savurduğu kanatlı bir tohum gibi köksüz.
Öte yandan da, aynı zamanda, rastlantı diye bir şeyin varlığını yadsıyabilir, bilmezden gelebiliriz. Olan olmuştur, olacak olan da besbelli olacaktır, işte böyle sürüp gidebilir. Başka bir deyişle, arkamızdaki "her şey" ile önümüzdeki "sıfır" arasında kıstırılmış olduğumuzdan, bizimki içinde ne rastlantıya ne olanağa yer verilen, geçici bir var oluştur..."