"Kendi insanlığımı, kendi haklarını unuttum. Hayatımı başkalarının saadetine vakfettim. Kendimi kendi ihtiyarımla en basit emellerden, zevklerden mahrum ettim Küçücük bir çocuk olduğum yaştan beri didindim, çırpındım Halbuki ben açık alınla yaşamaya en lâyık bir insanım..."
" Acımak... Ben insan ruhundaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanmak kabiliyeti, bir cemiyeti mesut etmeye kâfi gelemez... Bunun için acımak birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lâzım..."
"Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda İnsanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti... Zehra Hanım'a hissiz bir kadın denemez... Bilâkis geniş bir ruhu var. Güzel, doğru, temiz şeyleri çılgınca sevebiliyor, onlar için Her fedakarlığı yapıyor. Fakat zaafa, düşkünlüğe, çirkinliğe acımıyor. Sadece kızıyor, hırçınlaşıyor. Kabahatli insan, düşkün insan onun gözünde ekin tarlalarında bitmiş muzır bir ot gibi..."