ayşe

ayşe
@ayseaysekc
özel fitnat koleji
Puan vermedi
Türk kültüründe at, önemli bir yere sahiptir. Eski kaynaklar bir Türk’ün her zaman yanında atı olduğunu söyler ki, yine Türklerdeki bir inanışa göre, onlar atla beraber yaratılmışlardır. Tarihteki Türk’ün hiçbir hayvanla bu denli içli-dışlı olduğuna şahit değiliz. Keza bugün de Hazar ötesi Türklerinin hepsinin hayatında atın ayrı bir yeri vardır. Öyle ki zamanımız Türkmenistan’ının ata verdiği önemi göstermek ve bu geleneğin bozulmadan devamını sağlamak için, dünyada tek olan bir At Bakanlığı kurması son derece dikkat çekici bir husustur. Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan atlar hakkında kaleme alınmış olan ‘Yılkı Atı’ içerisinde Türk kültürüne ait birçok motif barındırır. Abbas Sayar, eserlerinde Anadolu insanının sıkıntılarını anlatırken aydınları haberdar etmek ister. Yılkı Atı da bu şekilde ele alınmış bir yapıttır. Anadolu insanının yoksulluğunu gösterir. Günlük hayattaki diyaloglara yer verilmiştir. Sosyal gerçekçiliğe yakındır. Bir zamanlar bulunduğu ahırın sahibine uğur getirip kazanç sağlayan bir kısrağın (Doru) artık sahibine kazanç sağlamayıp aksine onu masrafa sokmasıyla birlikte yılkıya bırakılmayla birlikte başından geçenleri anlatan hüzün dolu bir eserdir. İlk bakışta duygulu bir hayvan hikâyesi; ama sadece o kadar değil. Hayvanların yaşadıkları ortak şeyler… Yerel ağız özellikleri ve duyguları kullanılarak yazılmış, gerçekçi bir eser. Toplumsal dayanışmadan yoksun, kendi çıkarlarını düşünen ve bencillik olan gerçek bir hikâyedir.
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
Reklam
Puan vermedi·72 syf.··
2022 55. kitabı
II. Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyada etkisini gösteren kuvvetli bir zihniyet değişikliğine gidilmiştir. Tüm dünyayı saran bu savaş, manevî değerleri sarsılmış bir kuşağın oluşmasına sebep olmuştur. “1940 Kuşağı” olarak da adlandırılan bu kuşak, milyonlarca insanın ölümüne şâhit olmuş, sevdiklerini, ailelerini, vatanlarını kaybetmiş ve bundan sonra uğrunda ölünecek hiçbir değer olmadığının, en üst değerin yaşamak olduğunun farkına varmıştır. Vatan, millet, din gibi manevî değerleri sarsılan bu kuşağın insanlarında, ruhen hastalanmış bir insan tipi göze çarpmaktadır. Bütün dünyayı saran bu zihniyete Türk edebiyatı da kayıtsız kalamamıştır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk yıllarında “Garip Mukaddimesi” adıyla Türk edebiyatında ses getiren, dönemin şiir geleneğinde büyük bir değişikliğe gidilmesinde kaynaklık eden, bu hareketlerinden ötürü tuhaf karşılanıp, garipsendikleri için “Garip (I. Yeniciler)” adını koydukları topluluğun üç ismi Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu’dur. Orhan Veli’nin önderliğindeki Garip akımı kısa sürse de sonradan gelen edebî akımlara etkisi büyük olmuştur. Şairin şiirlerinde kullandığı serbest nazım şekli ve şiirlerinin içeriğini oluşturan halkın yaşayış biçimi, gündelik hayat gibi konular ardından gelen şairlere ilham olmuştur. I. Yeni olarak şiirlerinde topluma ve toplumsala yönelik herhangi bir kötüleme söz konusu değilken geleneğe karşı olumsuz bir tutum içindedirler. Bunun yanı sıra Kanık’ın bütün şiirlerinde aynı dil ve üslubu görmek mümkün olmasa da ‘Ne Kadar Güzel’, ‘Ayrılış’, ‘Yaşamak’ vb. gibi çoğu şiirinde orijinal bir dil kullanma isteği hep ön planda olmuştur. Gündelik, sade bir dille yazdığı şiirlerinde 1940 Kuşağı’nın zihniyeti göze çarpmakta ve yaşamanın, hayatta olmanın güzel şey olduğu, bundan daha üstün
GaripOrhan Veli Kanık · Yapı Kredi Yayınları · 20181,423 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2019 75. kitabı
Suat hocamın yazdığı, “Dil Politikaları Bağlamında II. Abdülhamit ve Türkçe” ve “Türkçenin Türklerden Çektikleri” başlığı altında iki bölümden oluşan kitapta, Türk dili ve Türk dilinin sorunları kısa kısa denemeler şeklinde ele alınmıştır. Avrupa’da kullanılmakta olan dillerin varlıklarını büyük bir kültürel miras üzerine kurmuşken; Türkçenin Avrupa dilleri gibi zengin bir kültürel mirasın üzerine inşa edilmemesinden, var olma mücadelesini sürdürürken çoğu zamanda da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasından bahsedilmektedir. Türklerin savaşçı ve göç eden bir toplum olmasıyla, onların kalem tutan değil kılıç tutan bireyler olmaları, Türkçeyi yazı dili olarak geliştirmelerini yavaşlatmıştır. Bunun yanı sıra etnik kimliğin oluşmasının ve toplumların ulusallaşmasının ana unsuru olan dil, sözlü kültürün katkılarıyla geniş bir kelime dağarcığına ulaşırken bir yandan da “din” kavramıyla mücadeleye girmiştir. Esasında dilin gelişmesinde din, dinamik bir rol oynarken aynı zamanda bir milletin ulusallaşmasında çok önemli bir görevi olan dile ayak bağı olmuştur. Latince ve Arapça gibi dillerin tarihine bakıldığında bu gözle görülür bir olgudur. Kaşgarlı Mahmut’tan, Âşık Paşa’dan Mehmet Akif’e kadar uzanan bu ve bunun gibi günümüze kadar süre gelen birçok durum ve davranışın sonucunda Türk dilinin geldiği –gelmesi gerektiği hâlde gelemediği- konum hakkında anlatıların bulunduğu, Türkçeyi katledenlerin yine Türkler olduğunu anlatan kitap Türkçenin, Türk dilinin güzelliklerini görmeye, önemini anlamaya bir nebze olsun ışık tutmak için okunmalı okutturulmalıdır.
Türkçenin Türklerden ÇektikleriSuat Ungan · Pegem Akademi Yayıncılık · 201578 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2020 11. kitabı
Kitap, Nicholas adında bir çocuğun yeni bir kelime üretme serüvenini anlatır. Arkadaşlarıyla bir olup herkes tarafından bilinen "kalem" kelimesine "findel" demeye başlarlar. Bu olay öğretmenleriyle aralarında sorun çıkmasına sebep olur. Ama daha sonra öğretmeninin de bu kelime üretme yolunda ona yardım ettiğini fark eder. İlk bakışta bir çocuk kitabı gibi görünen bu kitap aslında modern dilbilimin kurucusu olan Saussure'ün ortaya attığı göstergenin dört temel ilkesinin en basit düzeyde anlatım şeklidir. Kitapta bahsi geçen "kalamos" kelimesine Eski Yunanca'da "kalamos" denmesinin bir sebebi olmadığından bahseder. Bu da göstergenin nedensizlik ilkesine en büyük örnektir. Bir başka örnekte ise "köpek" kelimesinin toplum tarafından benimsenip herkesçe kabul edilen bir kelime haline gelmesi göstergenin değişmezlik ilkesini yansıtır. Üçüncü ilke olan değişebilirlik ilkesine ise Eski Yunanca'daki "kamış" anlamına gelen "kalamos" kelimesinin zamanla "kalem" kelimesine dönüşmesi örnek gösterilebilir. Yine kitapta söz konusu olan bir diğer örnek ise K-Ö-P-E-K kelimesinin harflerinin belli bir çizgide sıralanması göstergenin çizgisellik ilkesini yansıtır. Kelimeler, çizgisellik özelliğine uyduğu için toplum tarafından bir anlam belirtir. Çizgisellik bozulursa yanlış anlaşılmalar ya da iletişim sorunları ortaya çıkar. Bunun Adı Findel, bir çocuk kitabı olmanın çok daha ötesinde, bilinçle okunması gereken bir kitaptır.
Bunun Adı FindelAndrew Clements · Günışığı Kitaplığı · 20212,910 okunma