Halbuki gerçek kendilik bireyin başkaları ne der diye kendini sınırlandırması değil, başkaları olmadan da kendi sorumluluğunu taşıma becerisidir. Karanlıkta esnerken bile ağzını kapatması, kişinin kendine duyduğu saygının ürünüdür.
Maria Montessori cocuklannı ceza ve mükâfat ile eğitmeye çalışan anne babalara şu örneği veriyor:
"Bazıları atlarını hızlı koşturabilmek için kamçı vurur. bazıları ise seker verir. Ancak ne kadar kamçılanırsa kamçılansın hiçbir at doğada özgürce koşan bir atı geçmeyi başaramayacaktır."
Bir başka deyişle, ne kadar kamçılanırsa kamçılansın hiçbir çocuk, kendi gibi gelişen cocuğu geçemeyecektir.
Mükemmeliyetçilik, her ne kadar kulağa hoş bir kelime gibi gelse de sorunlu bir kişiliği tanımlar. Kaygı düzeyi yüksek bireylerde görülür. Bu kişiler, kaygılarını azaltabilmek için her şeyi bilmek ve kontrol altında tutmak isterler.
Fakat bilmediği bir şey vardı; insanın iyi oluşu içinde bulunduğu durumun ona kendini iyi hissettirmesiyle ilgili değil, kendi içindeki iyilik halini sürdürebilme gücünü elde etmesiyle ilgiliydi.
İyi olmak için çevresine muhtaç hale gelmiş kişiler sürekli bir hayal kırıklığı yaşayacaklarını bilmelidirler. Kişinin iyilik hali kendi içinde gizliydi, bunu keşfetmek iyi olmanın başlangıcı idi.