Kendimizi içinde bulunduğumuz ana bırakamıyorduk. Onun yerine, başka insanları özgür bırakmayı düşünmek istiyorduk. Onların mutsuzluğunu düşünmek istiyorduk. Kendimizinkini gizlemek için onların sefilliğini kullandık. Ve bizim sefilliğimiz, yaşamın bize sunduğu basit, güzel şeyleri kabul edip onlara sahip olmaktan mutluluk duymayı beceremediğimizdendi.
İnsanların arzularının gücünü, onların korkularını, şiddetlerini, aç gözlü bakışlarını ve yok etme ihtiyacını hissediyorum. Şüphesiz,
bu, ınsanı harekete geçiren en temel şey. Güzelliği yok etmek.
Belki sonra biraz gevşeyip bir şeyler yaratmak istiyor. Bunu bugün savaşlarda görüyoruz, savaşların utanmazlığı, kendini ticaret haline getirmesinde. İnsanlar kesilip biçiliyor ve sonta tam bir u dönüşü ve yıkıcı adam elinde sözleşmelerle, ülkeyi yeniden kurmak isteyen sevimli bir insansever oluveriyor. Eskiden sadece düşmanı öldürmek, onun hayvanlarını, kalelerini, kadınlarını, verimli topraklarını ya da büyüleyici güzellikteki kraliçesini ele geçirmek istenirdi. Bugünkü durumla karşılaştırdığımızda bu çok ahlaklı kalıyor. Bugün bir çocuğa bekaretini geri vermek için tecavüz ediliyor gibi.