Kapanmış bir adada, ongen biçiminde bir ev… Ve edebiyat kulübünden altı meraklı öğrenci. Ongen Ev Cinayetleri, klasik “kapalı oda” polisiyesini Japon atmosferinin kasvetiyle birleştiriyor. Başta basit bir arkadaş grubunun hikâyesi gibi görünse de, ilerledikçe insanın içindeki korkuya, suçluluk duygusuna ve çözülmemiş geçmişlere dokunuyor.
Kurgusu fena değil; temposu yer yer yavaş olsa da bu yavaşlık, romanın tekinsiz havasına iyi uyuyor. Yine de karakterlerin zekâsı ve olayların çözümündeki derinlik biraz daha güçlü olabilirdi. Bazı ölümler aceleye gelmiş, bazı bağlantılar yüzeyde kalmış hissi veriyor.
Genel olarak güzel bir gizem romanı. Belki de burada en korkutucu olan, kimin katil olduğu değil, herkesin bir şekilde “suçlu” olabileceği ihtimali.
“Beş Ses Bir Sır”, insanın kendi içine doğru yaptığı sessiz bir yolculuk gibi… Beş farklı karakterin sesi var ama hepsi bir yerden sonra birbirine karışıyor; sanki hepsi aynı ruhun farklı yankılarıymış gibi. Her biri kırılmış, eksilmiş, ama hâlâ bir şeyleri anlamaya çalışan insanlar.
Nihan Kaya’nın dili çok sade ama duygusu yoğun. Cümleleri kısa, ama her biri uzun uzun düşündürüyor. Olaydan çok duygu var; dış dünyadan çok iç dünyanın labirentlerinde dolaşıyorsun. Bazen bir çocukluk acısına, bazen suskun bir isyana denk geliyorsun.
Bu kitapta en çok hissettiğim şey “anlaşılmama” duygusuydu. Her karakterin içindeki yalnızlık, bir şekilde okurun içine de sızıyor. Belki de yazarın sırrı bu: seni susturarak düşündürmek.
Kısacık bir kitap ama etkisi uzun sürüyor. Bitince sessiz kalıyorsun, çünkü o beş sesten biri sen oluyorsun.