"11. Bölüm’de değindiğimiz gibi, küresel bir imparatorluğun doğuşuna tanık oluyoruz. Daha önceki imparatorluklar gibi bu da sınırları içinde barışı tesis ediyor. Sınırları tüm dünya olunca da "Dünya İmparatorluğu" fiilen dünya barışını da tesis etmiş oluyor." (?!)
İkincisi, savaşın maliyeti çok artarken, faydaları da azaldı. Tarihin büyük bölümünde ülkeler düşman toprakları yağmalayarak veya ilhak ederek kendilerini zenginleştirebilirdi. Zenginliğin büyük bölümü de tarlalar, büyükbaş hayvanlar, köleler ve altındı; bu yüzden de yağmalamak ve ele geçirmek kolay oluyordu. Günümüzdeyse zenginlik büyük ölçüde beşeri sermaye, teknik bilgi ve bankalar gibi karmaşık sosyoekonomik yapılardır ve bunları da topraklara dahil etmek çok zordur.
Geçtiğimiz on yıllarda ulusal topluluklar giderek birbirini tanımayan ama aynı tüketim alışkanlıkları ve ilgilerine sahip, bu yüzden kendilerini aynı topluluğun üyesi olarak hisseden ve tanımlayan tüketici toplulukları tarafından kuşatılıyor. Bu durum kulağa garip geliyor ama etrafımız böyle örneklerle dolu. Örneğin Madonna hayranları bir tüketici kabilesidir. Kendilerini büyük ölçüde Madonna konserlerinin biletleri, CD’ler, posterler, tişörtler, cep telefonu zil melodileri satın alarak tanımlarlar, yani alışverişle. Beşiktaş taraftarları, vejetaryenler ve çevreciler de bu duruma verilebilecek örneklerdir. Onlar da her şeyden önce tükettikleri şeyle tanımlanırlar, kimliklerinin temeli budur. Alman bir vejetaryen, et yiyen bir Almandansa Fransız bir vejetaryenle evlenmeyi tercih edebilir.