Mısır da İngiliz kapitalizminin her yere uzanabilen gücüne saygı duymayı öğrendi. 19. yüzyılda Fransız ve İngiliz yatmmcılar, Mısır yöneticilerine çok büyük miktarlarda krediler verdiler, bu krediler önce Süveyş Kanalı projesini finanse etmek için, sonra da bundan çok daha başarısız girişimler için kullanıldı. Borcu aşın şişen Mısır’a kredi veren AvrupalIlar giderek Mısır’ın içişlerine daha fazla karıştılar. Mısırlı milliyetçiler 1881’de durumdan bıkarak isyan ettiler ve tek taraflı olarak tüm dış borçlan sildiklerini ilan ettiler. Kraliçe Victoria bu durumdan hoşnut olmadı ve bir yıl sonra ordusunu Mısır’a gönderdi. Mısır İkinci Dünya Savaşı’na kadar İngiltere’nin sömürgesi olarak kaldı.
Yönetimlerin, büyük sermayenin çıkarları için nasıl çabaladığının
en meşhur örneği, İngiltere’yle Çin arasındaki Birinci Afyon Savaşı’dır (1840-1842). 19. yüzyılın ilk yarısında, British East India Company ve bazı İngiliz işadamları, Çin’e bazı uyuşturucular, özellikle de afyon ihraç ederek bir servet kazandılar. Milyonlarca Çinli afyon bağımlısı olmuştu ve ülke hem ekonomik hem de toplumsal anlamda çöküntüye uğradı. 1830’lann sonunda Çin hükümeti uyuşturucu ticaretini yasakladığında, İngiliz tüccarlar yasağı yok saydılar. Çin devleti de uyuşturuculara el koymaya ve onları yok etmeye başladı. Bunun üzerine uyuşturucu kartelleri, Westminster ve Downing Sokağı’ndaki yakın ahbaplarını -pek çok milletvekilinin ve bakanın bu uyuşturucu şirketlerinde hisseleri vardı- ve hükümeti, harekete geçmesi için baskı altına aldılar.
1840’ta İngiltere, Çin’e “serbest ticaret” bahanesiyle savaş açtı. Savaş İngiltere için tam bir zaferdi. Aşın özgüvenli Çinliler, İngilizlerin buharlı gemileri, ağır toplan ve hızlı ateş alan tüfekleri gibi yeni mucizevi silahlanyla baş edemediler. Savaşı izleyen barış anlaşmasında Çin, İngiliz uyuşturucu tüccarlarının faaliyetlerine karışmamayı ve zararlarını karşılamayı kabul etti. Dahası, İngilizler Hong Kong’un kontrolünü ele geçirdiler ve burayı uyuşturucu ticareti için güvenli bir üs olarak kullandılar (Hong Kong 1997’de Çin Halk Cumhuriyetine devredildi). 19. yüzyılın sonlannda yaklaşık 40 milyon Çinli, yani ülke nüfusunun yüzde 10’u afyon bağımlısıydı.
HollandalIlar finans sisteminin güvenini tam olarak nasıl kazandılar? Birincisi, kredilerini zamanında ve tam olarak ödemek konusunda çok titizlerdi, bu da kredi verenler açısından durumu daha az riskli hâle getiriyordu. İkincisi, ülkenin hukuk sistemi bağımsızdı ve bireysel haklan, özellikle de bireysel mülkiyet haklannı sıkı koruyordu. Sermaye, bireyleri ve onların mülkiyetini korumayı garantilemeyen diktatörlüklerden uzaklaşırken, hukukun üstünlüğünü, bireysel mülkiyeti el üstünde tutan ülkelere akıyordu.
Bankalar ellerine mevcut olan her bir dolar için on dolara kadar
kredi verebilirler, bu da şu demektir: banka hesaplarımızdaki paranın
yüzde 90’ının gerçek banknot ve madeni para olarak karşılığı yoktur.
Gılgamış Projesi başarıya ulaşsın ya da ulaşmasın, tarihsel bir perspektiften bakıldığında, daha şimdiden çoğu geç modern çağ dinlerinin ve ideolojilerinin ölümü ve ölümden sonraki hayatı hikayelerinden çıkarmış olması çok çarpıcıdır. 18. yüzyıla kadar dinler ölümü ve ölümden sonraki yaşamı hayatın asıl anlamı olarak gördüler. 18. yüzyıldan itibaren ise dinler ve liberalizm, sosyalizm ve feminizm gibi ideolojiler ölümden sonraki hayatla ilgilenmez oldu.