Bilim sadece saldırı silahlarında değil savunmada da çok önemli bir
rol oynar. Bugün çoğu Amerikalı, terörün çözümünün siyasi olmaktan
çok teknolojik olduğunu düşünüyor. Örneğin, nanoteknoloji alanına milyonlar yatınlınca, ABD’nin her bir Afgan mağarasına, Yemen isyancısına ve Kuzey Afrika kampına bir biyonik casus sinek gönderebileceğine inanıyor. Bu başarıldığında, Usame Bin Ladin’in selefleri, CIA’in casus sinekleri tarafından izlenip her hareketleri Langley’deki genel merkeze bildirilmeden, bir bardak kahve bile yapamaz hâle gelecekler. Milyonlarca dolar beyin araştırmalarına aktarıldığında da, her havaalanı ultra karmaşık FMRI aletleriyle donatılabilir ve böylece insanların beyinlerinden geçen öfke ve nefret dolu düşünceleri anında tespit edebilirler. Bu işe yarar bir önlem mi? Bilemeyiz. Biyonik sinekler ve düşünce okuyan tarayıcılar geliştirmek akıllıca mı? Pek de değil. Öyle olsa bile, siz bu satırları okurken ABD Savunma Bakanlığı milyonlarca doları nanoteknolojiye ve beyin araştırmalarına, bu ve benzeri fikirleri geliştirmeleri amacıyla aktarıyor.
Gözlerimizin önünde oluşturulan küresel imparatorluk, herhangi
bir devlet ya da etnik grup tarafından yönetilmiyor. Geç Roma İmparatorluğu döneminde olduğu gibi bu imparatorluk çok etnikli ve ortak bir
kültürle çıkarlar etrafında bir araya gelmiş seçkinler tarafından yönetiliyor. Dünya çapında giderek daha fazla sayıda girişimci, mühendis, uzman, akademisyen, avukat ve yönetici bu imparatorluğa katılmaya çağırılıyor; onlar da kendi ülkelerine ve milletlerine sadık kalmakla bu imparatorluk çağrısına katılmak arasında gidip geliyorlar. Ve giderek daha fazla insan imparatorluğu tercih ediyor.
MÖ 200’den beri çoğu insan imparatorluklarda yaşadı. Öyle anlaşılıyor
ki gelecekte de öyle olacak, ancak bu kez imparatorluk kelimenin gerçek
anlamıyla küresel olabilir ve tüm dünya üzerinde egemenlik kurma vizyonu her an hayata geçebilir.
21. yüzyılda ilerledikçe milliyetçilik hızla aşınıyor; giderek daha fazla sayıda insan belli bir milletin üyeleri yerine meşru siyasi otoritenin
kaynağının tüm insanlık olduğuna ve tüm insan türünün çıkarlarını ve
insan haklarını korumanın siyasetteki asıl yol gösterici rehber olduğuna inanıyor. Eğer durum böyleyse yaklaşık 200 bağımsız devletin varlığı
duruma destekten ziyade köstektir. İsveçliler, EndonezyalIlar ve NijeryalIlar aynı insan haklarına sahip olmalılarsa tek bir küresel yönetimin
bunları koruması daha kolay olmaz mı?
Bu kare biçimindeki paralar Hristiyan fatihler tarafından yapılmıştı ve üstündeki Arapça yazılar, "Allah'tan başka tanrı yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir," anlamına gelmekteydi. Güney Fransa'daki Melgueil ve Agde'nin Katolik piskoposları bile bu Müslüman paralarını bastılar ve tanrıya bağlı Hristiyanlar da bunları seve seve kullandılar. ...
Kafir Hıristiyanlara karşı cihat çağrısı yapan Müslüman yöneticiler bile üzerinde İsa ve Bakire Meryem'in olduğu paraları içeren vergiler toplamaktan hoşnutlardı.