Aysel İnan

Aysel İnan
@ayselinan
75 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
@ayselinan·
·
sabitlendi
Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Rad Suresi 11.Ayet
Reklam
Modern yaşamla ilgili en ilginç şeylerden biri de bizden önceki nesillerin kaçındığı ayrılıkları, boşanmaları ve her türlü kalp kırıklığını atlatarak ayakta durmamızın beklenmesi. Eski nesiller arasında depresyon oranı düşüktü. Bütün yoksunluk ve savaş deneyimlerine rağmen, her zaman birbirlerine sırtlarını dayayabiliyorlardı. Güçlü bir toplumsal bilinç vardı. Hayatları boyunca aynı insanları tanıdılar, genç evlenip bu evliliklerini bir ömür boyu sürdürdüler. Kulağa pek eğlenceli gelmeyebilir ya da birçok kişinin düşlerini felce uğratabilir ama günümüzde çok yaygın olan melankoliyi onlardan uzak tutan şey, istikrarlı hayat tarzlarıydı.
Yapılan çalışmalar, arkadaşları ve ailesiyle iyi ilişkileri olan kişilerin çok mutlu olduğunu ortaya koyuyor. Bu ilişkiler, para ve çalışma hayatındaki başarıya kıyasla, yaşamsal tatmin ve mutluluğun habercisi olmada çok daha isabetli. Yeni Çağcıların en çok sevdiği psikolog Abraham Maslow bile, “Ait olma ve sevgi ihtiyaçları, öz saygı ihtiyacından önce karşılanmalıdır” diyor. Ünlü kişisel gelişim kitabının adında da iddia edildiği gibi, Kendi Kendinizin En İyi Arkadaşı Olun fikrine rağmen, gerçek arkadaşlıklar ve ilişkiler kurmanın daha iyi olduğunu biliyoruz.
Psikolog Jennifer Crocker, öz saygının doğurduğu iniş çıkışların, fiziksel ve ruhsal sağlığı kötü etkileyebileceğini düşünüyor. Öyleyse orta yolu bulalım: Kötü not aldığınızda kendinizi kötü hissetmeyin, ancak sınava çalışmadıysanız kendinizden memnun da olmayın! Kötü hislerinizi bir dahaki sefere daha iyisini yapmak için bir tetikleyici olarak kullanın. Gerçek güven, sırf yaşıyorsunuz diye size mükemmel olduğunuzun söylenmesinden değil, yeteneklerinizi bilmekten ve yeni bir şeyler öğrenmekten geçer.
Öz Saygı Efsanesi ve Kur’an’ın İnsan Tasavvuru: İyi Hissetmek mi, Doğru Konumlanmak mı? Modern dünyada öz saygı, neredeyse tartışılmaz bir erdem haline gelmiştir. Eğitim sistemlerinden kişisel gelişim literatürüne kadar geniş bir alanda tekrar edilen ortak mesaj şudur: İnsan kendini sevmeli, kendine değer vermeli ve hatta bunu aktif olarak beslemelidir. Bu yaklaşım, özellikle çocuk eğitiminde daha da radikal bir forma bürünür. Çocuğa sadece başarılı olduğunda değil, hiçbir şey yapmasa bile değerli olduğu öğretilir. Hatta bu değer hissinin koşulsuz olması gerektiği savunulur. Bu düşüncenin temelinde iyi niyet vardır: kırılgan bireyler üretmemek. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar: Değer hissi gerçeklikle bağını kopardığında ne olur? Öz saygı üzerine geliştirilen modern yaklaşım, çoğu zaman insanın kendisi hakkında iyi hissetmesini merkeze alır. “Ben değerliyim”, “Ben yeterliyim”, “Ben her şeyi yapabilirim” gibi cümleler, bir tür içsel telkin mekanizması olarak sunulur. Bu yaklaşımın görünmeyen riski şudur: insan, kendini değerlendirme ölçüsünü kendi duygularına teslim eder. Böylece değer, dış dünyadaki eylemlerden ve sorumluluktan bağımsız hale gelir. Tam bu noktada Kur’an’ın insan tasavvuru farklı bir zemin kurar. Kur’an, insanı değersizleştirmez. Aksine, “Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık” ve “Biz Âdemoğlunu şerefli kıldık” ifadeleriyle insana ontolojik bir değer verir. Yani insanın değeri, dış onaydan bağımsızdır. Ancak bu değer, modern öz saygı anlayışından farklı olarak, sınırsız bir özgüven üretmez. Kur’an aynı anda iki yönlü bir denge kurar: İnsana değer verir, ama onu merkeze yerleştirmez. Bu yüzden “Kendinizi temize çıkarmayın” uyarısı gelir. Bu ayet, modern öz saygı anlayışının en hassas noktasına dokunur. Çünkü kendini sürekli
Reklam