Öz Saygı Efsanesi ve Kur’an’ın İnsan Tasavvuru:
İyi Hissetmek mi, Doğru Konumlanmak mı?
Modern dünyada öz saygı, neredeyse tartışılmaz bir erdem haline gelmiştir. Eğitim sistemlerinden kişisel gelişim literatürüne kadar geniş bir alanda tekrar edilen ortak mesaj şudur: İnsan kendini sevmeli, kendine değer vermeli ve hatta bunu aktif olarak beslemelidir. Bu yaklaşım, özellikle çocuk eğitiminde daha da radikal bir forma bürünür. Çocuğa sadece başarılı olduğunda değil, hiçbir şey yapmasa bile değerli olduğu öğretilir. Hatta bu değer hissinin koşulsuz olması gerektiği savunulur.
Bu düşüncenin temelinde iyi niyet vardır: kırılgan bireyler üretmemek. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar:
Değer hissi gerçeklikle bağını kopardığında ne olur?
Öz saygı üzerine geliştirilen modern yaklaşım, çoğu zaman insanın kendisi hakkında iyi hissetmesini merkeze alır. “Ben değerliyim”, “Ben yeterliyim”, “Ben her şeyi yapabilirim” gibi cümleler, bir tür içsel telkin mekanizması olarak sunulur. Bu yaklaşımın görünmeyen riski şudur: insan, kendini değerlendirme ölçüsünü kendi duygularına teslim eder. Böylece değer, dış dünyadaki eylemlerden ve sorumluluktan bağımsız hale gelir.
Tam bu noktada Kur’an’ın insan tasavvuru farklı bir zemin kurar.
Kur’an, insanı değersizleştirmez. Aksine, “Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık” ve “Biz Âdemoğlunu şerefli kıldık” ifadeleriyle insana ontolojik bir değer verir. Yani insanın değeri, dış onaydan bağımsızdır. Ancak bu değer, modern öz saygı anlayışından farklı olarak, sınırsız bir özgüven üretmez.
Kur’an aynı anda iki yönlü bir denge kurar:
İnsana değer verir, ama onu merkeze yerleştirmez.
Bu yüzden “Kendinizi temize çıkarmayın” uyarısı gelir. Bu ayet, modern öz saygı anlayışının en hassas noktasına dokunur. Çünkü kendini sürekli
“Bir insanın kendini tarif edişine asla güvenmem. Buna kendim de dahilim. Sahtekâr olduğumuz için değil, kendimizi tarttığımız terazi sorunludur. Kantarın topuzu iki uca da kolaylıkla savrulabiliyor çünkü. Bu cihetle kendimi sabit, durağan bir karakter skalası üzerinden değil, gündelik hayattaki eylemlerimle ölçüp biçmeyi ve gerekirse okşamayı, dövmeyi tercih ediyorum. Kimlik arayışı dediğin şey aslında bir ayıklanma süreci, safraları atma yolculuğu bir bakıma. Yani yürüdükçe yeni kimlikler edinmek değil aksine var olan kimlikleri rafine etmekle, kendini dogmatize etmekle belirginleşebiliyor insan. Belki de "gerçekleşebiliyor" demek gerek buna.”
İsmail Güzelsoy