Biz (insan türü) kendimize bir dizi nitelik atfederek onlara yanıltıcı isimler taktık.Sevgi, Nefret, Hayırseverlik, Merhamet, Açgözlülük, Cömertlik, vesaire.Bu isimlere yanıltıcı anlamlar yakıştırdık yani.Hepsi kendini hoşnut kılmanın, kendini memnun etmenin farklı biçimleridir ama isimler onları öyle bir gizler ki hakikatten uzaklaştırır gözümüzü.
Âdem’in hatırı sayılır bir ismi var zaten, bir de Tanrı yerine koymayalım.Tanrılar dışında kimsenin dışarıdan gelmeyen bir düşüncesi olmamıştır.Âdem’in muhtemelen kafası iyi çalışıyordu ama içi, dışarıdan bilgilerle doldurulana kadar ona faydası olmazdı.Aklıyla en değersiz şeyi bile icat edemezdi.İyilikle kötülük arasındaki farka dair bilincin gölgesi bile yoktu zihninde, onu da dışarıdan edinmek zorunda kaldı. Çıplaklığın ayıp olduğu fikri ne kendisinden ne Havva’dan geldi, o bilgi de dışarıda alıp yedikleri elmanın içindeydi.
Hayatımız bizi her türden rezil, aşağılık yanlarının bolluğuyla şaşırttığı kadar; bunca pisliğin, rezilliğin ortasında aydınlık, insancıl bir hayat yaratacağımıza ilişkin sarsılmaz bir umudu var eden ışıltılı, sağlıklı, yaratıcı, insancıl, iyi bir şeylerin karşı konulmaz bir biçimde gelişip durmasıyla da şaşırtır.