''İnsan, bizim evren olarak adlandırdığımız bütünün, zaman ve mekanla sınırlı parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve hislerini, diğerlerinden ayrı bir şey olarak, bilincinin bir tür optik yanılsaması olarak deneyimler. Bu yanılsama bizim için bir tür hapishanedir; bizi kişisel arzularımızla ve bize en yakın birkaç kişiyle sınırlandırır. Görevimiz, tüm canlıları ve tüm doğayı güzelliğiyle kucaklamak için şefkat çemberimizi genişleterek kendimizi bu hapishaneden kurtarmak olmalıdır.''
-Albert Einstein
(spoiler içerebilir!)
İlk sayfalardan itibaren ‘soytarılığı’ yaşam biçimi haline getiren, ‘hayır’ demekten çekinen ama aynı zamanda da herkesi hayal kırıklığına uğratmayı görev edinen bu garip adamı anlamaya çalıştım. Dışarı yansıtmaya çalıştığı soytarılığın karşısında gerçek özünü gören insanlardan korkması da beni kitap boyunca şaşırttı.
‘’Ben roman’’ kapsamında bir kitap olduğundan bahsedildiği için bu duyguları hisseden bir adamın geçmişini ve böyle bir karaktere sahip olmasına neden olan olayları çok merak ettim. Kitabın sonuna gelene kadar fark etmediğim Sonsöz’de bu duruma açıklık getirilmesine çok sevindim. Yazarın karmaşık bir çocukluk geçirmesi ve yaşamının ilk yıllarında annesinden ayrı büyütülmesi tahminlerimi doğruladı.
Kitabın son sayfasında da belirtildiği gibi romanın mesajı: Başka birini tanımanın imkansızlığı.
Hayatımızdaki insanların derinliğini, saklamaya çalıştığı yönlerini, bastırdığı duygularını ve içinde kopan fırtınalarının bir kısmını bilsek, tahmin etsek de birini tam anlamıyla tanımak imkansızdır.
@Okumayisevenchillkiz Ödünç verdiğin için teşekkür ederim :)