Bunlar ruhu yaralı insanların atlattığı badirelerdir: Bizler sevgi açlığı çeker ama gördüğümüzde sevgiyi hissedemeyiz çünkü ihtiyacımız olan, yarattığımız o sahte kişiye, taktığımız maskeye duyulan sevgi değildir. Bizim asıl ihtiyaç duyduğumuz ve umutsuzca özlemini çektiğimiz sevgi, kimseye gösteremediğimiz o varlığa duyulacak sevgidir; içimizdeki o çirkin, korkmuş çocuğa.
Birden, hayatın hep aynı kalmadığını ya da sonsuza dek sürmediğini, gelecek diye bir şeyin olmadığını ve yaptığımız hiçbir şeyin önem taşımadığını fark ediyoruz. Perişanlıkla bağırıp çağırıyor, sonunda kaçınılmaz olanı yapıp yeniden yemek yemeye, giyinmeye, dişlerimizi fırçalamaya başlayana dek Tanrı'ya isyan ediyoruz. Her ne kadar çılgınlık olduğunu hissetsek de birer kukla gibi hayatın rutinine geri dönüyoruz. Ardından yanılsama ağır ağır tekrar etkisini gösteriyor ve aslında bir oyunda rol aldığımızı unutuyoruz.
Bizi bu yanılsamadan uyandıracak bir sonraki trajediye dek.
Cehennem, size ateşle işkence ettikleri bir alev çukuru değil. Aslında sadece Tanrı'nın varlığından uzaklaştırıldığınız bir yokluk. Tanrı' dan uzaklaştırılmak, cehennemin ta kendisi.