Toplumdaki şiddetli bozuklukların temel sebeplerinden biri, herkesin kendi hayatını düzenlemeye çalışması ama kimsenin daha iyi bir yaşam düzeni inşa etmeye gayret göstermemesidir.
Herkes, hiçbir şey vermeden sadece hayattan almak istiyor. Hayata egoist, soyguncu, sömürücü, parazit olarak adım atıyorlar. Ve bu parazit yaşamda bencillik artıyor.
Yaşam bilgeliğini çocuklara uzun yıllar aşılayan ailelerdir.
Çocuklar ve gençler bencil, küçük ve zavallı ruhlara sahip insanlar olarak yetişir. Tembel, açgözlü, şehvetli, dağınık bir yaşam sürerler.
Sonuçta hiç kimseye hiçbir şeye sevgi ve saygı duymazlar; ne vatanlarına, ne yaptıkları işe, ne büyük fikirlere, ne anne babalarına, ne de kendilerine...
‘Ne ekersen onu biçersin.’
‘Ne pişirirsen onu yersin.’
Çocuğun zihnini, gençliğin ruhunu işlemeden bırakırsanız üzerinde ısırganlar, dikenler, yabani otlar bitmiş, işlenmemiş tarlalara benzerler.
Anne ve babalar, çocuklarınıza makul ve sevgiyle işlenmemiş bir terbiye vermeyip kendi haline bırakırsanız, bu suç sayılması gereken ahlaksız bir davranış olur. Çocuk yetiştirmek sadece aile içindeki bir mesele değildir. Bu bir toplum ve devlet meselesidir.
Ancak küçük çocuklar ve olgunlaşmamış erkeklerde görüldüğü üzere yetişkinleri taklit etme arzuları onların eksiklikleri, hatta kötü alışkanlıklarıyla başlarlar. Sigara, ağır içkiler, yüksek sesle konuşmak ve saldırganlık gibi.
İnsanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bir bitkiyle kurduğu bağın tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir.
Halkın içinde dinin gerilemesi bir kilise meselesi değildir. Bu devlete karşı bir tehdittir. Kitlelerin dinsizliği belki de insanlığın en tehlikeli hastalığıdır. Ve bazı şuursuz gençlerin, onların peşi sıra ahlaksız liberallerin ateizmin özgür düşünce olduğunu düşünmesi beyhudedir. Tanrısızlık ruhun çıplaklığı, ruhun yoksulluğudur.
Tanrısızlık, insanlarda kutsal olan ve nihayetinde de insani her şeyin ölümüdür; vicdansızlık, kaba bencillik, soygun ve ahlaki çürümeye yol açar.
Halktaki cehalete karşı mücadelenin tüm ağırlığını sırtlarımızda taşımalıyız. Ve burada, başlangıçta bizi bekleyen övgü ve sempati değil, ağır fedakârlıklardır.