Hz. Osman'ın hanımı Nâile (r.anha) sözü müessir bir hatip ve muteber bir şairdir. Olabildiğince de cesurdu. Hz. Muaviye bu müçtehit kadının büyüklüğünü görmüş; ondan kendisine zevce olmasını istemişti. Nâile, Hz. Osman'a olan vefasından dolayı, teklifi reddederek şöyle cevap verdi: " Osman'ın bende muttali olduği şeylere başka hiçbir kimsenin muttali olmasını istemem." Hayatının sonuna kadar kimseyle evlenmeyip dul yaşamayı tercih etti.
Her insan nefis taşır, bu beşeriyetin muktezâsıdır; ama bu annelerimizin belli ki böyle bir beklentileri yoktu. Mekke döneminde "Ben inandım." demek; işkence, dayak ve itilip-kakılma demekti. Hatta Yasir ailesinin başına gelenler gibi "ölüm" demekti. İnsanların, dayanacak bir şey bulunca cesaretlerinin artması normaldir; ama hanım sahabeler, o kadınlık alemi içinde yapayalnız kalma tehlikesiyle burun buruna idiler.
Efsaneye göre, 12.yüzyılda yaşamış, sonradan savaşçı olan mimar Kiyomori, gün batımından önce Miyajima tapınaklarını restore etmeyi vaat etmiştir. Ama bu vaadini bu sürede yerine getiremeyince güneşin batmasını engelleyecek bir büyü yapmıştır.
İngiliz okültist Francis Barrett, The Magus'ta (1801) şöyle diyordu: " Sözcükler öyle güçlüdür ki, tutku ve azimle telaffuz edildiklerinde doğanın düzenini altüst edebilir, depremlere, fırtınalara, kasırgalara neden olabilirler... Hemen bütün tılsımlar sözcükler olmadan güçsüzdür çünkü sözcükler söyleyenin sesi ve gösterilen yada hakkında konuşulan şeyin imgesidir."