"Daha çok anlat" dedim
"Hoşuna gidiyor mu?"
"Çok"
"Elimden gelse seninle seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum"
"Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz? "
"Gider gibi yaparız"
Anlıyor musunuz, bir tanrıya uzatır gibi bana uzatmıştı ellerini... Bana... Her şeyi kaybettiğini, yerde debelenen bir karınca kadar faydasız olduğunu bilen, acınacak halde bir acize.. Ah, o bakış... Nasıl da işkence ediyordu bana.
Belki de, tüm dünyanın yükü benim omuzlarıma layık görülmüş. Bu ufak, çökük omuzlara. Bana, ne anlatabilirsiniz? Geçer, diyebilir misiniz? Herkes her şeyin bir gün sona ereceğini söylüyor. Bu son, ölümden başka bir şeyle anlatılabilir mi?