Velhasıl, görmek istemediği hakikatle ne vakit yüzlesse öfkeye kapılırdı. Zavallıcığın damarlarında fokurdayan zehrin öfke değil, düpedüz korku olduğunu anlamam için büyümem, yaşlanacak kadar büyümem gerekti. Ne tuhaf, duygularımız elbiselerinden sıyrılıp soyunduğunda, kendilerinden çok düşmanlarına benziyor. Olduğu şeyi olmadığıyla gizlemeye çalışıyor insan. Babamın, korkusunu öfkesiyle örtmeye çabalaması gibi.
Günler tek yumurta ikizi gibi birbirine benziyor. Sabahlar sa bahlara, akşamlar akşamlara, koridorlar koridorlara, voltalar voltalara... Her yeni gün, öncekinin kötü bir kopyasına dönüşmekten utanmadan uzayıp gidiyor.
Araştırmalara göre spor temalı bilgisayar oyunu oynayan çocuklar, başka tür oyunları tercih eden çocuklara göre gerçek hayatlarında çok daha fazla hareket etmeye ve spor yapmaya yatkınlarmış. Bilgisayarda spor oyunları oynamaları bu alandaki ilgilerinin bir göstergesi olabiliyor ya da bu tip oyunlar onları gerçek hayatta spor yapmaya özendirebiliyor.
Kendi çocukluğunuzda okuldan eve geldikten sonra neler yaptığınızı düşünün. Facebook ve Instagram olmadan önce evde boş boş otu ruyor muyduk? Arkadaşlarla buluşuyor, oyun oynuyor, sohbet ediyorduk. Internet çağı başladığından beri ço cukların eve geldikleri andan uyudukları âna kadar dur maksızın bir ekranı bırakıp diğerine baktıklarını görü yoruz. Eve gelince dinlenmek için telefona bakıyor, biraz kafa dağıtmak için bilgisayarda oyun oynuyor, derslerini yapmak için yine internete dönüyorlar... Onlar gözlerini ekrandan ayırmıyorlar ama aslında zaman geçirmek için yaptıkları şeyler bizim eskiden yaptıklarımıza çok ben ziyor. Onlar da arkadaşlarıyla zaman geçiriyor ve oyun oynuyorlar ancak bunları yaptıkları platform yüz yüze, elle tutulur, içinde yaşadığımız dünyadan çıkıp dijital dünyaya kaymış durumda.