Velhasıl, görmek istemediği hakikatle ne vakit yüzlesse öfkeye kapılırdı. Zavallıcığın damarlarında fokurdayan zehrin öfke değil, düpedüz korku olduğunu anlamam için büyümem, yaşlanacak kadar büyümem gerekti. Ne tuhaf, duygularımız elbiselerinden sıyrılıp soyunduğunda, kendilerinden çok düşmanlarına benziyor. Olduğu şeyi olmadığıyla gizlemeye çalışıyor insan. Babamın, korkusunu öfkesiyle örtmeye çabalaması gibi.
Günler tek yumurta ikizi gibi birbirine benziyor. Sabahlar sa bahlara, akşamlar akşamlara, koridorlar koridorlara, voltalar voltalara... Her yeni gün, öncekinin kötü bir kopyasına dönüşmekten utanmadan uzayıp gidiyor.