Onunda bir kelimesi vardı. Sevgi, diyordu. Ama uzun süredir alışmıştım artık kelimelere. biliyordum bu kelimenin de ötekiler gibi olduğunu: bir boşluğu dolduracak bir biçim; zamanı gelince bunun için de, gurur ya da korku gibi, bir kelime olması gerekmeyecekti.