Bütün bunları birine anlatmak isterdi belki. Ama bulutlar gibi görünüm değiştiren, yel gibi dönen bu kavranılmaz, tutulmaz huzursuzluğu nasıl anlamalıydı? Gerekli sözleri bulamıyordu, gerekli fırsattan, ataklıktan da yoksundu.
Eh işte, günler birbirini kovalarken, kışın ardından bahar, yazın ardından güz derken, usul usul, parça parça, bölük bölük aktı; geçti gitti, çekildi yani, çünkü dipte her zaman bir şeyler kalır, ne bileyim... bir ağırlık, şurada, göğsün üstünde!