Öksürüverdim hafiften...
-Bölüm 1-
Bunca yıldır, içimi dökebileceğim bir tek insan aradım. O insanı ararken de bin tefrikalık öyküler gibi parçalara bölündüm. Hikayelerimin her birini, başkalarına ısmarladım. Başkaları kelimesi sizi gücendirmesin! En nihayetinde birden ziyadesi, başkalarıdır...
-Bölüm 2 / Geçmezlerin Geçmişi- 29'.06.2026-
Bakınız ki üç ay evvelince yazmaya niyet ettiğim bir döküntüm, mıhlanmış duruyor yukarıda. Bu viranenin gediğini varın siz bulun!
Vaktiyle geçmez dediklerimizin -öyle ya da böyle- geçtiğini, hepimiz biliriz. Nöbete duran nefti için o iki saatlik mesai, binlerce asır gibi gelir. Birbirini takip eden sayılı günlere, sayısızmışcasına aldanır. Er başına haksızlık yaftasını yükleyecek de değilim. O bulanık sanrının içindeyken hangi birimiz bu yanılık duruma düşmedik? Bu da geçer huuu! Zikrini ettikse de içimizdeki ses; bu meded yolunu, imanından mı yoksa hızla geçmesini dilediği için mi tercih etti? Sığındı ve güvendiği o öz limana iltica etti? Hasılen "Geçer mi be!" lafzını küçümsemiyorum. Küçümsemiyorum da vakti gelende ve şahlanıp beni uçmağa götürmek için havalandığını düşündüğüm teyyarenin bir başka vakit, karanlıklar içinde, yerden göğe bakarak geçmezlerin geçmişini görünce de duralıyorum. (Cümle uzun mu oldu? Zahmet gösterip bir daha okuyun.)
Yeni geçmezlerin içine dalıp "yine geçmez"lerin dileme dolanacağını biliyorum. Biliyorum da her karanlığın ardından bizi ışıkla buluşturan yaradana, ne kadar da az diz çöküyorum!
Dipnot: Hazret Ebubekir beni yolda görse dine mi davet ederdi?