Mesela şair olarak Haşim'i severdi. Hatta Haşim'i sevmeyi bir ilerilik bile sayabilirdi. Bense Nâzım hikmet'i severim; bir türlü anlaşamazdık. O bana "şiirle maddenin bağdaşmayacağını, şiirin, görünmez parmakların içimizdeki tellerden çıkardığı ilahi nağmeler olduğunu" söylerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birden aklıma ne geldi, biliyor musunuz? "Acaba," dedim, "ben bu kızla evlensem çocuklarınız da kambur olur mu?" Fizyolojideki veraset kanunlarını pek bilmiyorum; ama, olur olur. Olursa ne olur? Ah, ben Ayşe'ye gerçekten tutuldum galiba.
Feleklerin kenarına bir balıkçı kayığı yanaştı. İçinden biri bizim tarafa doğru, o hani adını hatırlayamadığım, kayıktan yana döndü. "Hop!" diye cevap verdi. Sonra tekrar kayıktaki konuştu: "Birkaç tane barbunya var, alıver şunları. Dördüncü, kambur kıza döndü:
- Ayşe, dedi, alıversene şunları Salih Ağadan.
Adı Ayşe'ymiş demek.
Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var. Ama ne yazık ki biz o insanı tanımıyoruz. Girmişiz küçük burjuvanın içine, yuvarlanıp gidiyoruz. Başka cemiyetlerin, başka sınıfların adamı olduğumuzu bile bile.