“Hiç kimsenin hatırlayamadığı zamanlardan birinde, her şeyi yaratan, güneşten, yeryüzüne, kanatlı bir çobanını göndermiş. Çoban dolaşırken, ölmek üzere olan yaralı bir kurt görüp yanına gitmiş. Onun acı çeken hâline dayanamayıp, merhametinden ağlamış. Gözyaşları, kurdun kanayan yarasına damlamış ve kurt, ölümden dönüp canlanmış.
Sonra dile gelip, çobana: ‘Bana yeniden hayat verdin, borcumu ödemek isterim.’ demiş. Yaradan’ın kanatlı çobanı, kurdun sırtını sıvazlayıp, kulağına fısıldamış ve demiş ki: ‘Kendine güçlü bir insan seç, benim sana yardım ettiğim gibi, sen de ona yardım et. Dünyada, Yaradan’ın sevdiklerini ve değer verdiklerini kıyamete kadar korusun diye onu kolla, yol göster, gözet.’
Uzun zaman kurt, güçlü kuvvetli bir insan aramış durmuş. Sonunda öyle birini bulmuş, ona ‘Türk’ adını koymuş. Türk’e, olanları anlatmış ve ondan ant almış.
O günden sonra, Türk’ün ne vakit ihtiyacı olsa kurt oradaymış, bazen saklamış bazen korumuş. Bazen arkadaş, bazen eş bazen de kardeş olmuş. Onunla savaşıp, onunla ağlamış, soyunu büyütüp yüceltmesine yardım etmiş. Kanatlı çobanın gözyaşları nasıl kurdun kanına karıştıysa, kurdun kanı da Türk’ün gücüne karışmış. Ve Türkler çoğalıp hazır olduğunda, bu seçilmiş ve kutsanmış milletin, dünya üzerinde yayılması ve Yaradan’ın en
sevdiği şeyleri kıyamete kadar koruması için, yine kurt yol göstermiş. Meleğin kurdu, kurdun Türk’ü, Türk’ün de Yaradan’ın sevdiklerini koruduğu bu döngü, sonsuza kadar sürüp gitmiş.
Bu nedenledir ki Türk, büyük bir acı ya da ölümle karşılaştığında yüzünü keserek, gözyaşlarıyla kanının karışıp birlikte akmasını sağlar, dua eder. Hikâyede olduğu gibi, meleğin gözyaşlarıyla kurdun kanının karışıp, acının dineceğini, kendisine yeni ve sonsuz bir hayat verileceğini bilir. İşte Türk, bu yüzden ölümden hiç