İçinde diğer bütün suçları barındıran o temel suçu işlemişti; kelimelere dökmeseydi de işlemiş olacaktı zaten. Düşüncesuçu deniyordu buna. Düşüncesuçu sonsuza dek saklanamayacak bir şeydi. Bir süreliğine, hatta belki yıllarca kaçabilirdiniz belki ama er ya da geç yakalarlardı.
Bir anlığına O'Brien'la göz göze geldiler. O'Brien ayağa kalkmıştı. Gözlüklerini çıkarmıştı ve kendine özgü hareketiyle burnunun üstüne yerleştirecekti. Ancak göz göze geldikleri bir an oldu ve bu süre içerisinde Winston, O'Brien'ın da kendisiyle aynı şeyi düşündüğünü anladı — evet, anladı! Aralarında kesin bir mesaj alışverişi olmuştu. İkisinin zihni de açılmış ve düşünceler birinden diğerine gözleriyle uçuvermiş gibiydi. "Yanındayım," der gibiydi O'Brien. "Tam olarak ne hissettiğini biliyorum. İğrendiğini, nefret ettiğini, aşağıladığını biliyorum. Ama merak etme, senin tarafındayım!" Sonra zeka parıltısı gidiverdi ve O'Brien'ın yüzü diğer herkesinki gibi anlaşılmaz bir hal aldı.