“Auri,” dedi. “Aurora”
Adı müzik gibiydi. Karnımda kelebeklerin kanat çırptığını, üstümdeki güç zırhının altında tenimin karıncalandığını hissedebiliyorum. Biri kahverenginin on yedi farklı tonuyla halkalanmış, diğeri yıldızışığı kadar beyaz, dipsiz siyah gözbebekleri gözümde canlanmıştı. Dudaklarını düşündüm ve ben...
“Teşekkürler” dedim. “Ama koloni eğitimimde işaret fişeği tabancası kullanmayı öğrenmiştim. Ateş edebilirim, Legolas.”
Gözlerini kırpıştırdı. “Benim adım Kal, insan. Legolas kim?”
Gözlerimi devirip kendi kendime homurdandım. “Arada bir kitap okusan fena olmaz, kendini beğenmiş...”
Normalde bilim kurgu okumayı çok seven birisi değilim açıkçası. Sadece konusu gerçekten ilgimi çekenleri okurum. Bu kitap hem konusu hem de fanartlarıyla beni kendisine çekmişti zaten... Öncelikle kitaba ilk başladığımda Tyler’ı pek sevememiştim daha sonra bir çok yerde kendisiyle empati kurdum, başarısını ve liderlik vasfını taktir ettim. Onun dışında diğer bütün karakterleri ilk okuduğumda ısınmıştım zaten. Özellikle Kal ve Finian... Ayrıca kitabın sonu... Cat’i çok sevmiştim, o kadar ısınmıştım ki...
Ayrıca kitabın içindeki lotr göndermelerini aşırı sevdim yazarların vizyonu çok önemli tabii