... geldiğimiz yol kadar uzun bir suskunlukla bakmıştık denize, bir imkansızlığı ezber eder gibi. Sen yitirdiğini arıyordun, ben koruduğumu koyacak yer bulamıyordum.
Senin yüreğin henüz yarasızdı. Yüzün bulut görmemiş bir göldü. Halka halka sıcaklık yayılıyordu sesinden. Gün ışığı ile gözlerin arasında bir ayrım yoktu. Kaşların kaş değil gökkuşağı idi. Gülmüyordun da binlerce yaprak, yağmur eliyordu toprağa. Gövden buğular içinde bir yoldu, herkesi yitik ülkesine götüren. Kötü sözlerin kederi düşmemişti henüz üstüne. Bir gülün açarken çıkardığı sesle konuşuyordun. Sözün insan yüreğinden doğduğu bir mevsimdi yaşadığın. Ceviz ağaçları mı ırgalanıyordu, kirpiklerin mi yerden bulutlara kalkıyordu, şaşırıp kalıyorduk.
"Geçmiş güzel günlerin
Kederliyken anımsanmasından
Daha büyük mutsuzluk yoktur. "
Kimindi söz, ne önemi var
Ben iliklerime dek donarak
Yazıyorum yeniden.
Penceremi sana ayarlamıştım
Sözüm senden alıyordu büyüsünü
Günü sana bölmüş geceyi seninle çarpmış
Seninle büyütmüştüm ömrümü
İyiliğim de sendin kötülüğüm de.
Ben çok yoksul kalacağım, çok.