Puan vermedi·280 syf.··
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 20:37
Sevgili Grange’yi tanımayanınız yoktur sanırım ben biraz tanışmakta geç kaldıysam da bir çok kitabını okuya bildim. Polisiye gerilim konusunda usta yazarınız bu seferki kitabı biraz kendi türünden uzak bu kitap bir anı biyografi tarzında ama aklınıza sakın ben Grange bu yaştayım burda doğdum burada büyüdüm burada okudum gibi klişe cümleler gelmesin. Kitabımızda yapmış olduğu başarılı kurgularını besleyen şeyin ne olduğundan babasının annesine çektirdiklerinden ki kitabın isminin hakkını veren bir baba var. 2 sene ondan uzaklaşmış olmalarına rağmen 22 senelik bir beden var ortada. Hem fiziksel hemde psikolojik olarak etkilenen bir aile düşünün neyse ki annesi ile annanesi sayesinde kurtulmuşlar. Bir çok meslek dalını denemiş ancak bir türlü kendini bulamamış tam pes ettim derken artık herkesin tanıdığı dünyaca ünlü olan yazarlık mesleğine adım atmış iyiki de atmış diye biliriz. Grange’yi daha iyi tanımak için kitabı okuya bilirsiniz önerimdir.
Ben Şeytanın OğluyumJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 0163 okunma
İlmek İlmek İşlenen Bir Dostluk, Ruhumuza Dokunan Bir Yama
10/10
·368 syf.··
2026 111. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:31
Kitabı az önce gözyaşlarıyla bitirdim ve sıcağı sıcağına buraya koştum... :) Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Ankara’yı bilen ve seven biri olarak; o sokakları, eski mahalle kültürünü, çocukluğumuzun o her şeyi paylaşan samimi havasını öyle hissederek, öyle içime çekerek okudum ki anlatamam. Efser ve Sedef... Çocukluktan beri iyi ve kötü ne varsa birlikte göğüsleyen, zamanla adeta adımları birbirine karışmış iki can dost. Kalabalık, misafiri eksik olmayan evlerde büyüyenlerin çok iyi bildiği bir durum vardır, hani giysilerden tutun saç fırçasına kadar her şey ortaktır. İşte Efserlerin evi öyle bir ev. Sedeflerin evi ise anne baba ve çocuktan oluşan sessiz, sakin bir çekirdek aile. İkisinin aralarındaki o bağ ise birbirine kök salmış bir dostluk bağı. Kitap sadece tatlı bir çocukluk nostaljisi ya da dostluk hikayesi değil bu arada. Arka planda 1970'lerden 1990'lara uzanan, Türkiye'nin o en gergin, en sancılı yıllarını da anlatıyor. O dönemin siyasi çalkantıları, sağ-sol çatışmaları, sokaklardaki o tekinsiz hava ve ailelerin yaşadığı endişeler hikayenin içine o kadar iyi yedirilmiş ki... Hatta Efser’in abisinin adının Devrim olması yüzünden akrabaların arkasından fısıldaşması, o yaşlarda "komünist" kelimesinin ne anlama geldiğini bile tam çözemeyen bir çocuğun gözünden anlatılan o bölümler dönemin ruhunu çok iyi özetliyor. Memleket siyaseten bölünüp savrulurken, Efser ve Sedef’in dostluğu adeta fırtınada sığınılacak tek liman oluyor kendilerine. Fazla detaya girip büyüyü bozmak istemiyorum ama beni etkileyen bir bölümlerden birine değinmeden geçemeyeceğim. Çaresizliğin dalga dalga her yeri sardığı bu bölümde; Efser’in ninesine ait bir ninniyi Sedef onun kulağına eğilip titrek bir sesle fısıldamaya başladığında Efser’in hayata tutunması o kadar içime dokunan bir bölüm
1000Kitap
Kırk YamaBige Güven Kızılay · İnkılâp Kitabevi · 2025402 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·122 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 11:56
Hüseyin Rahmi’nin Efsuncu Baba’sı; oldukça kısa, olay örgüsünün sonunu fazlaca belli eden ama okuması son derece keyifli ve komik bir metin. Yapıttaki betimleme ve içsel düşünce akışının asgari düzeyde tutulup diyalogların bu denli baskın kılınması, bende bir an roman değil de adeta bir tiyatro metni okuyormuşum şüphesi uyandırdı; nitekim eser bu haliyle sahneye uyarlanmaya fazlasıyla müsait bir yapı sergiliyor. Gerçi Hüseyin Rahmi’nin anlatı evreninde bu tarz hareketli ve diyalog odaklı bir üsluba meyyal olduğu bilinir, fakat bu eserde söz konusu teknik özelliklerin çok daha radikal biçimde öne çıktığını düşünüyorum. Yazarın İttihatçılara yönelik mesafeli duruşu malum bir meseleyken, buradaki (Hayalperest) Enver Paşa hicvini, hiçbir gerçekliği olmayan tılsımlara ve batıl inançlara takıntılı bir meczup olan "Enverî" karakteri üzerinden bu kadar sarih şekilde kurması oldukça dikkat çekici. Eserin yayımlandığı 1924 yılı göz önüne alındığında, bu eleştirinin kronolojik olarak biraz gecikmiş bir hesaplaşma olduğu hissine kapılsam da mutlakiyet ve meşrutiyet gibi köklü kırılmaları bizzat tecrübe etmiş bir aydının şahsi tanıklıklarını, dönemin zihniyet dünyasını anlamak adına tarihsel açıdan çok kıymetli buluyorum.
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · Türk Dil Kurumu Yayınları · 202110,9bin okunma
insan olmanın sıradanlığı
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Kitap çok uzun bir kitap değil ama beni yordu.Yordu derken ruhumu kastediyorum.Hikayelerin üzerinde üzerlerinden kaldırılması zor bir ağırlık var.Evlat ölümleri okuyucuyu direk sarsmadan,damara zerkedilen etkisi yavaş yavaş başlayan bir ilaç gibi etkiliyor.O acının içinden çıkmak için ufak ufak sağa sola yumruk atıyor,bir çıkış noktası bulamıyor ,ama deniyor.Siz de yazarla birlikte ölüm üzerine düşüncelerinizin üstünden geçiyorsunuz.Bir anne olarak en büyük obsesyonumun çocuklarımdan birine birşey olması konusu olunca ve zaman zaman bu olay, zihnime akıl almaz oyunlar oynadığından kitap beni bu konuda tetikledi.Hayatın içinden insanlarve olaylar.Ama muhteşem cümleler var.Birini buraya aktarayım:Trajedilerin ve felaketlerin daima bir sonu vardır.Belki de Katie bu yüzden evliliğinin şiddetli ve korkunç anlarına dair birçok iyi hikaye anlatabiliyordu; dramlar kötü bir tercihe bir cesaret parıltısı veriyordu..
Mutluyken Başka Adlarımız VardıYiyun Li · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20267 okunma
Babası ölen okusun!
10/10
·208 syf.··
2026 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:59
Çünkü babası ölenler anlar. Diğerleri okurken üzülür, hüzünlenir, kaygılanır. Belki acı çeker. Ama yazarı anlayamaz. Hatta babası dışinda en sevdiği de ölse yine anlayamaz Bir iki saatte okur, geçer. Çünkü baba bi başkadır.Babası ölenler okursa sadece okumaz, YAŞAR...
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 38. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:35
Beni tanımadı! Bana beyefendi dedi! İşte bana kalan son şey de gitti..." Kitabın en vurucu cümlesi. İdama gitmeden hemen önce kızı ile vedalaşan mahkum, kızı ile görüştüğünde küçük kızı(Marie)onu tanımaz. Hatta Marie babasının öldüğünü söyler. Bir baba için ölmeden önce evladı tarafından zaten ölü bilinmek idamdan daha acı olsa gerek.İdam mahkumu için ölüm korkusundan ziyade artık hiçbir anında yanında olamayacağı, yetim bırakmanın ötesinde idam mahkumunun kızı damgasını miras olarak bırakmak daha ağır gelir. Mahkum neden idama çarptırılır bilinmez ama kitabı okurken bu sorunun cevabı dq önemini yitirir. Çünkü mahkumun duyguları ve yaşadığı trajedi daha da önemli hale gelir.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,7bin okunma