Bir gün babama dedim ki:"Şu nefsimi resmen boğup öldüresim var. Kafası olsa kafasını koparasım var. O kadar sinirliyim ona baba." dedim. O ise dedi ki:" Muhammet, oğlum, insan atını öldürmek ister mi? O atın ipi senin elinde, yuları da senin elinde, sen onu nereye çekersen o oraya gider. O ata yemini vermezsen, at zayıflar. Arpasını çok verirsen hırçınlaşır, azgınlaşır. Eğer ölçüyü koruyamazsan, o at seni ahıra, pisin içine götürür, düşürür. Eğer o ata ölçülü şekilde bakarsan, o at seni gideceğin yere götüren bir araç da olur, yükünü taşıyan blneğin de. O at seni savaşa da götürür, çarşı pazara da. Ama atına sahip çıkamazsan, başı boş bir şekilde dağa da götürür, bataklığa da. O yüzden nefsini öldüremezsin. Onu eğitmelisin. Ya hırçınlaşır, ya usullaşır."
İnsanlar belki dalga geçebilir ama, inanır mısınız, şu Ahir zamanda en güzel çözüm yollarından biri bu olabilir. Geçenlerde resmen böyle konuştum onunla. Yine inanır mısınız bilmiyorum ama. Onu bir hayvan gibi düşünüyorum. Konuştukça evcilleşiyor. Sanki eğitimli bir köpek gibi oluyor. Onu ödülsüz bırakmıyorum. Ödül vermeyi de ihmal etmiyorum. Tabi ki sınırlı şekilde. Eğer şunu şunu yaparsan, böyle bir ödülün var diyorum. O yapacaklarını yapmadan ödüle ulaşmak istiyor. Ödüle hızlıca ulaşmak için çok sinirleniyor, alev gibi yanıyor, hırçınlaşıyor. Bu halde olmasının sebebi önceden beri süregelen yap kazan mekanizmasına alışmamasından dolayı. Bu mekanizmaya alıştığında ise yavaşça usullaşıyor, uzlaşıyor. Boyun büküyor. Mesele nefsi usülüne göre terbiye etmekte.