• 🎈Güzel yaşayin, güzel düşünün, güzel dualar edin.Duaniz şiir gibi, şiiriniz dua gibi olsun. Dikeni olan herşeyden kaçmak lazim, zambaklar gibi uzaklarda çiçek açmak lazim....
  • rivayete göre "gecekondu" kelimesini tarihinde ilk kullanan, bir gecede on iki evin duvarını yükseltip içine girilecek hale koyan erzincanlı bir duvar ustasıydı ve yaşlılıktan ölünce duttepe mezarlığına ona dua etmeye binlerce kişi gitmişti.
  • En güzel Dua Tevekküldür.

    - Fili dua olacakları oldurur.
    - Kavli dua olmazları da oldurur.

    Çünkü; Allahın kudreti, sünnetinin de(sebeplerin de) üstündedir.

    (C_i)
  • Kahrolsun İsrail; kahrolsun zalimler... Ya Rabbim sen Kahhar ismi hürmetine başlayan dualarla değil sadece...İslam eylem dinidir ve en büyük devrimci de Bizzat Resulallah Hz. Muhammed(sav) efendimizdir. İslam bizden önce niyet ister her şeyde; namaza başlarken,oruca kalkarken,kurban keserken, zekat verirken ve hacca giderken..gene niyet ister bizden; düşünürken tasarlarken, aklederken, fikrederken,zikrederken; bilimde, sanatta,edebiyatta, savaşta ve barışta her zaman ve her yerde...Niyet tamamdır artık; hayr üzerinedir. Bu Islam anlayışında kavli duadır; Furkan suresi belirtir: Duanız olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin...
    ...Birinci aşama tamamlandı; ya sonra? İkinci aşama: Eylem...Niyetlerimiz doğrultusunda her tür çalışma, gayret...Üçüncü aşama: Niyet, dua ve eylem üçlemi..Yani söylem ve eylem birlikteliği; ya olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmak...Zira İsra/13 derki:"Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık" burdaki gaye sadece insan değil; milletler, topluluklar, devletler...Devamen, Necm suresinde de"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır...Bu ise fiili dua ve makbülü Allah katında en yakın olan dua sınıfıdır.. İlimde fende ilerlemiş her toplum bu Batı , Amerika... her kim olursa olsun, aslında fiili duayı harfiyen uygulamaktalar ve dolayısıyla Nisa suresinde Rabbimizin buyurduğu üzre: Sizden kadın olsun erkek olsun hiç kimsenin emeğini zâi etmeyeceğiz düstüru gereği, çalışan her millet ilerler...Niyet ettik Eylem için, ya sonra? Şimdide Yürek devrede..Yüreği , Allah aşkı, etik değerler aşkı, insan sevgisi, tabiat aşkı ve yaşama enerjisi ile doldurarak bir ruh ve beden bütünlüğü içerisinde; artık yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra Tevekkül ile sabır içerisinde Allah'ın takdirine bırakmak, son merhaledir.La galebe İllallah: Allahtan başka galip yoktur.
  • Sadece dua ile gelseydi izzet; yaşanmazdı ne bedir ne uhud ne de hendek.
    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Sihirbaz

    İsmail Kılıçarslan

    16 Eyl 2018, Pazar

    Derler ki Samiriye’de icra-ı sanat eyleyen o sihirbaz, Allah’a rüşvet vermeye çalıştığı için öldü.

    Hikâye uzun ama biz kısasını yazalım. Biz az yazalım, siz çok anlayın.

    Derler ki bu sihirbaz işinde mahir mi mahir biriymiş. Güya kaybolan eşyaları bulur, güya havada yürür, güya hastaları iyileştirirmiş. Elbette kaybolan eşyaları önce çalar, elbette havada özel bir düzenekle yürür, elbette kendi yoldaşlarına hasta numarası yaptırarak onları iyileştirirmiş.

    Böylelikle de kârına kâr, servetine servet ekler, şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak sihirbazlığa devam edermiş.

    Ta ki şehre, Hz. İsa Efendimiz’in bir havarisi gelene kadar…

    Kudüs’te hem Yahudilerin hem de Roma’nın bin türlü zulmüne uğrayan ilk Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın vaz’ ettiği hak dini yaymak için Filistin’in ve Ceziretü’l-Arab’ın her bir yanına hicret etmişler. Kelâmı ve akideyi yaymak için tebliğ çalışmalarına başlamışlar.

    İşte o ilk Hristiyanlardan biri de yolunu Samiriye’ye düşürmüş. Kadınları peçeli, erkekleri pazulu, sert iklimli, sert kurallı bir yermiş burası.

    Havari, şehrin pazar yerinde görmüş sihirbazın sahnesini. El çabukluğu ile bin türlü numara yaptıktan sonra güya felçli bir çocuğu da iyileştirmiş ki meydan bu gösteri ile coşmuş. Fakat gel gör ki, sihirbazın karşısına gerçekten yatalak durumda bir kadıncağız getirmiş halktan biri. “Madem hastaları iyi ediyorsun, bu yatalak hastamızı da iyileştir” demiş.

    İşte böyleyken böyle olur. El çabukluğu ile, üçkağıt ile, sahtekârlık ile iş görenin foyası dökülüverir en nihayet.

    Zor durumda kalan sihirbaz elleriyle kadının bedenini sıvazlamış ama onda gerçekten hasta olan birini iyileştirecek güç nerede? Halk sihirbazı yuhalamaya, eline geçirdiklerini adama atmaya başlamışken Hz. İsa’nın yoldaşı “Hele durun!” diyerek fırlamış sahneye. Elini yatalak kadıncağızın yüzüne koyup, “Kudreti yüce olan Rabbimiz’in adıyla ve onun gücüyle şifa bulasın” diye dua buyurmuş.

    Allah’ın izniyle kalkıvermiş kadın ayağa. Havarinin eteklerine kapanıp, “Malım mülküm, varım yoğum senin olsun” demiş. Havari de, “Bizim yolumuz yoksulluk yoludur, fukaralık yoludur. Bizim yolumuz tek olan Allah’a iman yoludur. Güç O’nundur, kudret O’nundur. Hepinizi Rabbimiz’e iman etmeye ve Hz. İsa’nın yolunu takip etmeye davet ediyorum” demiş.

    İşte Samiriye’de insanların fevç fevç kendi ata dinlerini bırakıp Nasrânî olmaları böylece başlamış.

    Körler, cüzzamlılar, yüzü iltihaplı yara olanlar, kolu-bacağı olmayanlar, kötürümler akın akın havarinin karşısına gelip şifa istemişler ondan. Havari de, “Şifa yalnız Şafi olandandır. Kudret Rabbimiz’dedir” diyerek dua buyurmuş onlara. Allah’ın izniyle her biri şifasını bulmuş.

    Manzarayı gören sihirbaz, malını mülkünü satıp bir keseye doldurmuş ve dolgunca keseyi havarinin ayaklarının dibine bırakıvermiş. Demiş ki: “Ey yüce kişi. Bilirim ki senin parayla işin yoktur. Ama isterim ki bu servetimle Samiriye’ye Rabbin adının bolca zikredileceği bir ibadethane yapasın. Dinini o ibadethanede gönül rahatlığı ile anlatasın.”

    Havari, sihirbazın doğru yolu bulduğunu, Allah’ın ona hidayet nasip ettiğini düşünmüş ama sözleri orada durmamış sihirbazın. Demiş ki: “Tabii, sen de bunun karşılığında Rabbinin bana da hastaları iyileştirme, onlara şifa verme gücü bahşetmesini sağla.”

    Havari, ayağının altındaki keseye bir tekme atıp, “Allah’a rüşvet vermek isteyene, O’nu parayla satın almayı düşünene lânet olsun” diye bağırmış.

    O andan itibaren Samiriye göğünü kapkara bir bulut kaplamış. Sihirbaz, oracıkta, o karanlıkta acılar içerisinde kıvranıp ölesiye kadar da şehrin üzerindeki bulut kımıldamamış bir yere.

    Derler ki o sihirbazın hatası Allah’ı satın almaya çalışmaktı. O’na rüşvet vermeye cür’et etmesiydi.

    Derler ki o havarinin hatası da sihirbaza hidayet dilemek yerine ona lanet etmesiydi.

    Ve derler ki o günden sonra o kara bulut, rüşvet ile iş yapmaya alışmış insanların, toplulukların, memleketlerin üzerinde gezinir ve cümle rüşvetçiler acı içerisinde ölmeden de oradan ayrılmazlar. Yalnız bir farkla: O bulutları ancak görmesini bilenler görür.
  • Ey gönülleri bir dertleri farklı olan kardeşim sabret, şükret ve seyret elbette Rabb'im sanada büyük kapılar açacaktır.