Bazı acayiplikler sırf bizim başımıza geldi sanıyoruz ya, öyle değil. Dünya alışkın. Bizim hayretle anlamaya çalıştıklarımızı o ezberden okuyor. İyiliğimize,kötülüğümüze, mucize dediklerimize, hepsine şerbetli.
"Gizli şirk güneşe, aya, heykele tapmak değildir. Bu şirk Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek iş yapmaktır." Hz. Peygamber
"Bizim bunlara ibadet ve kulluk etmemiz, bunlar bizi Allah'a yaklaştırsınlar diyedir." Zümer 3
"Allah'ın yanında, bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: 'Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.' Onlara de ki, 'Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?' Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından arınmıştır O!" Yunus 18
“İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken gerek otururken gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.”
Müslüman kişi her iki durumda da ölçülü ve dengeli davranmalı, sıkıntılar karşısında eğilip bükülse de doğrulmayı ve olgunlaşmayı bilmeli ve azim ve sebatını kaybetmemelidir.
Sen namaza durdun mu? Kimin için, ne için dua edeceksin? Ah bunu bir bilsem.
Annen.. sağ mı?
Kasabanız uzakta mı? Sokağınız.. ne hoştu.. hani, köşedeki evde oturan karayağız ilkokul öğretmeni.. sen onu istiyordun değil mi? O da sana bir tuhaf bakardı. Bu bakışlar sana kendi arzuların kadar yakındı. Hani bir gece, geç vakit ona pencereden kıpkırmızı bir karanfil atmıştın. O, kahveden geliyordu ve sen uyumamış onu beklemiştin. Zaten bu bir o gece için değildi ki. Sen o zaman daha ufacıktın.. ama kırmızının ne demek olduğunu pekâlâ biliyordun.
Babanın işleri hâlâ düzelmedi mi? O dükkânda bir uğursuzluk var. Bu yüzden olanlar sana oldu; ilk kısmette.. pek ucuza satıldın.
Ah o kara yağız öğretmen!
Görücüler, söz alma, şerbet, kına gecesi. O günler pek de fena değildi: Herkes seninle alakalanıyor, her şey senin içinmiş gibi görünüyordu. Kumaşlar, eşyalar, altınlar ve.. kelimeler!
Ne uğultu idi o.. seni kendinden nasıl ayırmış, hatırasız, özleyişsiz, esefsiz bir hale getirmişti.
Fakat sonra? Sonra bir aylık izin bitti ve siz buraya geldiniz...
Hatıralar, özleyişler ve.. esefler! Hele esefler! Onların insafsız ısrarı ile sen, küçücük sen nasıl boğuştun?