Kendi içini okumaya çalışıp, bazen kaçan, bazen kalan; yarım bıraktıklarıyla bitirdikleri arasında dönüp duran, kalsa da gitse de hep yolda olan bir insan.
Doğduğumuzda
Bizim için yaptırdığı sandıklara
Gümüş aynalar
Lacivert taşlar
Ve Halep'ten kaçak gelen kumaşlar
Dolduran annemiz
Bir zaman sonra
Bizi koyup o sandıklara
Yol
Rüzgâr
Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
Çocukluğumuzu ekleyecek
Avunmamızı isteyecekti
O çocuklukla.
Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
Karıştığı uzun ırmağa
Bırakıldığımızda
Annemiz bu kadarını istemezdi
Bu yüzden
O uyurken
Uzaklaştık
Diyorduk sulara.
Gidişin kendisinden artakalan
Her şey, herkes burada.
Ben buradayım
Kardeşlerim yitikliğiyle burada
Annem elbiseleriyle
Erkek kardeşim savaş korkusuyla
Bütün ah’larımı bir ağacın dibine gömdüm.
O günden beri içim biraz kuş,
İçim biraz papatya kokar.
Ben o ah’ları gömdüğümden beri
Bir gökyüzüm var,
Hiç bulutsuz değil ama
Hep aydınlık.