Sübhanallah..❤️
Zamanın Ötesinde Bir Evlatlık: Müminlerin Aziz Anneleri
Dünya sürgününe gözlerimizi açtığımızda, bizi ilk karşılayan o şefkat kucağı, varlığımızın ilk toprağıdır.
İnsan, bir annenin kalbinden süzülen merhametle mayalanır; sabrın sessiz lisanını, vefanın o hesapsız doğasını ilk orada öğrenir.
Benim de bu fâni gökyüzünün altında başımı göğsüne yasladığım, dualarının gölgesinde büyüdüğüm, canımdan bir can olan tek bir annem vardı. İlahî takdir, onun varlığıyla kalbime ilk iyilik tohumlarını ekti ve beni hayata hazırladı.
Ancak öyle bir an gelir ki, kul kalbini sonsuzluğun sahibine açar; Allah’a iman etmenin o muazzam, genişletici neşesiyle tanışır.
İman, göğsümüzdeki dar sınırları yıkar, aidiyetimizi sadece bu dünya toprağıyla sınırlı kalmaktan kurtarır.
Ruh, bu büyük uyanışın ardından yepyeni bir doğum yaşar ve asıl büyük ailesini bulmak üzere bir başka mukaddes kapının eşiğine varır: Gönüller güneşi, Efendimiz’in (s.a.v.) pak, aziz ve mübarek eşlerinin, yani “Ümmühatü’l-Mü’minîn” olan müminlerin ebedî annelerinin kapısına…
İman bağıyla birbirine kenetlenen o nûranî halkanın içine girdiğimde, kalbimin karanlık dehlizlerine on bir muazzam kandil doğdu.
Onlar, insanlığın en şereflisinin yoldaşları, iffetin ve sadakatin yeryüzündeki en berrak aynalarıydılar. Her birinin hayatı, bir evladın ruhunu emziren ayrı birer fazilet pınarıydı.
İlk olarak Hz. Hatice bint Hüveylid annemin o heybetli, sarsılmaz duruşuna büründü kalbim. Efendimiz’e ilk inanan, davasına canıyla ve malıyla siper olan o yüce kadının vefatına kadar süren o eşsiz sadakati, ruhuma sarsılmaz bir teslimiyeti fısıldadı.
Ardından, yalnızlığa ve hüzne bir teselli gibi gelen Hz. Sevde bint Zem’a annemin şefkati sardı içimi.
Hz. Âişe bint Ebû Bekir annemin ilimle, zekâyla ve gençlikle