Benim yurdum neresi Yakup, diyorum. Benim baba ocağım neresi? Küçük şeylerle mutlu olmasını bilirdim eskiden. Yağmur yağar sevinirdim, kış gelir sevinirdim, bahar gelir sevinirdim... Bir çift yeni pabucum olsa, ayaklarımı uyku tutmazdı sevinçten. Akşam olsa sevinirdim Yakup, sabah olsa sevinirdim... Avuç içi kadar, küçücük dünyamda ben böylemutlu yaşarken kim soktu aklıma uzak denizleri?
Türküler geçiyor içimden. Göçmen kuşlar, katar katar turnalar geçiyor. Yüce dağların başında duman eksik olur mu? Bırak tütsün Yakup... Şunun şurasında sönmemiş kaç yanardağ kaldı şu yeryüzünde? Yaşanmamış, ama sanki yaşanabilirmiş gibi gelen sevdalar geçiyor içimden..
Ne başı yastığa çeyrek kala uyuyan biriyim ne Yakup gibi pürüzsüz bir içim var benim. Kendime bir ninni söylemeye çalışıyorum. “Haydi, uyu yüreğim” diyorum. Say ki başucunda rüya gören bir mum yanıyor. Say ki uzak, issiz bir dağ başında yeni başladı yağmur. Say ki doktorlar yanıldı, ameliyat filan yok. Haydi, yum gözlerini. Beğenmediğin, sevmediğin dünyayı göz kapaklarının dışına hapset. Bir jenerik geçir zihninden, bir öykü başlat. Bak, bir simitçi geçiyor. Bağır. Bir simit al. Sonra bir emekliler kahvesi ara kendine. Bin özgürlüğünün kanatlarına, görülmemiş düşlere, uyunmamış uykulara uç... Haydi,yaslan kuş kanatlarına, uç yüreğim, uç...
Büyüyünce kirleniyor insan, kirletiyor. Dünyaya herkesle lâdesli geldiğini unutmuş, rahatça yaşıyorsun...Çocukça saflık, çocukça duyarlık, insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu, ne yazık ki yitirdiği şey...
İntiharın hiçbir türüne cesaret edemediğim için aç kalarak ölmeyi denedim kaç kere, beceremedim. O günden sonra bir tek intihar şekli kalıyordu bana. İçimdeki havuza atlayıp boğularak ölmek..