Demem o ki asabiyet şu kötü özelliğe sahiptir: İdare edilmeyi istemez. Eğer hakikat onun arzusunun aksine tezahür ederse doğrudan hakikate öfkelenir. Gözüne kestirdiklerine bağıra çağıra, isyan edercesine ve vücut hareketleriyle, hakaretler ve lânetlemeler eşliğinde saldırır.
Mantık iki tarafa da zaman verir, hattâ bizzat kendi adına erteleme talep eder ki hakikati keşfetmek için zamanı olsun. Öfke ise alelacele hareket eder. Mantık adil olan neyse ona karar vermeyi ister; öfke ise karar verdiği şeyi adil görme taraftarıdır. Mantık, ilgilendiği davadan başka bir şeyi irdelemez; öfke ise davanın dışında seyreden boş meselelere kapılır. Kendinden emin bir tutum, yüksek ses, pervasız konuşma, gereğinden fazla ihtimam gösterilmiş kıyafet, fazlasıyla iddiali bir müdafaa ve toplumda görülen rağbet öfkeyi şiddetlendirir. Genelde avukatına düşman olduğu için müvekkilini suçlar. Hakikat gözlerinin önünde tekrar edip dursa da o yanlışı sever ve besler. Çürütülmeyi istemez ve kötü girişimlerden dönmektense o yolda diretmek ona daha onurlu gelir.
Demem o ki öfke ne muharebelerde ne harplerde faydalıdır. Öfke telaşa yatkındır ve tehlikeden kaçınmazken başkalarını da beraberinde sürüklemek ister. En güvenilir erdem, kendini uzun uzun ve etraflıca değerlendiren, kendine hâkim olan, yavaşça ve tasarlayarak kendini ön plana çıkarandır.