Giderek daha çok insan, resmini çekmek üzere olduğu şeyle bütünleşmek, onu duyumsamak, anlamak ve kavramak yerine, görüntüyü yakalamak ve sahneyi kendi bağlamından koparıp almakla meşgul. Yirminci yüzyılda birer görüntü tüketicisi haline geldik hepimiz. Bir sahneyi asla donduramayacağımızı, bir anı asla yakalayıp kayda geçiremeyeceğimizi fark etmiyoruz.
Fikir birliği bizi birbirimize kaynaştırır. O zaman da, yalnızca aynı soruları sormaya başlamaz, aynı zamanda aynı cevapları arar, hatta aynı kitapları yazarız. Kutsal kitaplarda ve ders kitaplarında, anayasalarda ve evrensel bildirgelerde yanıtlar kaydedilmiş, kodlanmış ve böylece kutsal, dokunulmaz, sorgulanmaz hale gelmiştir. Bunlara getirilecek ilave sorular, kafirlerden, halk düşmanlarından, cahillerden, gerçekçi olmayan kişilerden ya da delilerden gelmiş sayılır.