...Zen üstatları diğer şeylerin yanında, dünyanın gelip geçiciliğinin de farkına varırken şeylerin, duyguları acıtan basitliğinin de tadını çıkarıyorlardı: Budistler buna tathātā, ya da "böylelik" der. Bu anlamda, karesansui meditatif bir araçtı; Kazancakis'in ruhani alıştırmalarından biriydi: Dünyevi şeylere açlık duymamayı hatırlatıyordu.
...1935 yılının bahar aylarında Kazancakis kendisini hayatla tıka basa doldurmaya devam ediyordu: şıpıdık terlikler, on altıncı yüzyıldan kalma paravanlar ve taş fenerler arasındaydı. Yunanistan'daki karısı Eleni'ye yazdığı mektupta, "Bütün Japonya'yı yüklenip sana getirebilsem ve omuzlarına bir kimono gibi sarsam," diyordu.
Bu anlamda, élan vital Kazancakis'in kendi edebî ve felsefi yönelimlerinin metafizik karşılığıdır. 1957'deki ölümünden üç yıl önce, "Biraz dinlenmek istiyorum," diye yazmıştı, "ama bu nasıl olacak? Acelem var. İçimdeki sesin acelesi var ve hiç acıması yok." Kazancakis'in ta en sonuna kadar bakışı bu oldu: mücadele, fedakârlık ve gelip geçici dönüşüm.
"Düşüncelerimiz aptalca ve belirsiz olduğu zaman dil çirkinleşir fakat dilimizin derbederliği de aptalca düşüncelere kapılmamızı kolaylaştırır," diye yazmıştı. Orwell'e göre açık ve net yazabilmek ve düşünebilmek ahlaki bir sorumluluktu. Bu netlik olmayınca, kelimeler güzelce sıralanabilir ama doğru olmazlardı.