O zamanlar karşıma çıkmasaydı, aklımın, düşüncelerimin yapısı, hatta kaderim bile herhalde bambaşka olacaktı. Evet, gene de bir türlü üstesinden gelemediğim ve kaderin bana nasip ettiği karaktere rağmen, herhalde hepsi bambaşka olacaktı. Ama şimdi anlaşılıyordu ki, bu adam benim için sadece bir hayal, çocukluk yıllarımın bir hayaliydi. Ona bu nitelikleri hayalimde ben vermiştim.
"Bizim çağımız, bizim içinde yaşadığımız çağ, orta tip insanlara, duygusuzluğa, cehalete, tembelliğe, yeteneksizliğe ve 'armut piş ağzıma düş' prensibine inanmanın altın çağıdır. Hiç kimse ileride ne olacak diye düşünmüyor, pek az insan içtenlikle bir ideale bağlanıyor."
Oradan oraya koşuşup, sözümona insanlığa karşı duydukları sevgiden ötürü herkesin boynuna sarılmak, heyecandan gözyaşları dökerek ateşler içinde yanıp kül olmak sadece bir moda! Hem neden ille de insan kardeşlerimi ya da ileride meydana gelecek, ama benim hiçbir zaman göremeyeceğim, benden haberi bile olmayacak ve dünya buz tutmuş bir taş parçasına dönüşüp sonsuzlukta tıpkı kendisi gibi başka sayısız buzlu cisim arasında dönmeye başlayınca, evrende hiçbir iz ya da anı bırakmadan ortadan kaybolacak olan insanlığı sevmek zorunda olayım? (Bu konuda zamanın hiç önemi yok ki!) İşte sizin önerdiğiniz bu! Söyleyin bana, neden kesinlikle soylu bir insan olarak davranmak zorunda olayım? Kaldı ki, sonsuzlukla karşılaştırılırsa her şey kısacık bir an sürer; sonra yok olur.