Umutsuz ve sıkıcı yılların uzayıp giden gri yeknesaklığı; pazar okulu, Gençler Toplantısı, sarı duvar kâğıtlı oda, nemli bulaşık bezleri… Hepsi mide bulandırıcı bir canlılıkla zihnine hücum etti. Orkestranın birden sustuğu, oyunun bittiği hissini veren o eski iç ezilmesini yeniden yaşadı.
Hiç de utanmış ya da yalnız hissetmiyordu. Bu insanlarla tanışmak, onları tanımak gibi özel bir arzu taşımıyordu; tek istediği, seyretmek, sezinlemek ve gösteriyi izleme hakkıydı. Sadece sahne dekorlarıydı peşinde olduğu.
Sonun bir gün gelmesi kaçınılmazdı; merdiven başında geceliğiyle dikilen babası, hiçbir şeyi aydınlatmayan o sözde açıklamalar, onu her an ele veren alelacele uydurulmuş yalanlar, üst kattaki odası ve o korkunç sarı duvar kâğıdı, üzerinde yağlı, pelüş bir yaka kutusu duran gıcırdayan komodin, boyalı ahşap yatağının üzerinde asılı George Washington ile John Calvin resimleri ve annesinin kırmızı yünle işlediği, çerçeveli “Kuzularımı besle” kanaviçesi… Hepsi onu bekliyordu.