Çırılçıplak gezen ve avlanarak yaşayan Amerika vahşileri de hiçbir zaman egemenlik altına girmemişlerdir; hiçbir şeye ihtiyacı olmayan insanlara nasıl boyunduruk vurulabilir!
Oysa bilim "eşyanın hakikatine" yönelmiş bir araştırma çabasıdır. İbadetin bir biçimi olarak kabul edilebilir, bazıları için dua niteliğine bile bürünebilir.
Doğu insanı kendini kâinatın efendisi olarak görmediği için eşyayı istismar edilebilecek bir nesne olarak kabul etmez, tabiatla arasında bir kardeşlik kurmuştur. Batı insanı ise kendine tanrılık izafe ederek eşyaya keyfince tasarruf eder. Bu bakımdan tabiatin yağması, batılı insan için yağma değil, saltanatının tabiî sonucudur.
Balina yağıyla rekabet edebilmek kastıyla; padişah fermanıyla koruma altına alınmış yunuslardan yağ çıkarmak, yine fermanla korunan ve İstanbul Boğazı üzerinde ak bulutlar gibi uçuşan martıları yolup kuş tüyü ticareti yapmak bize şimdi bir çeşit sivri akıllılık gibi görünüyor. Aslında Batı medeniyetinin ana vasıflarından birinin tabiatı istismar etmek olduğu hatırlanırsa İstanbuľa islahat yapsınlar diye kiralanıp getirilmiş Frenklerin böyle tekliflerine şaşmamalı. Onlar tamamen medeniyetin icaplarına göre planlar hazırlamışlardı. Ne var ki kuşlara yem vermek üzere vakıf kuran bir toplumun kafa yapısına tabiatın böyle insafsız istismarı uygun düşmezdi.