Amerikalı bilim insanı R. Oppenheimer'e göre (Amerika'nın hidrojen bombasının mucidi), insanlığın son 40 yılda gerçekleştirmiş olduğu teknik ve maddi gelişme, daha önceki 40 asırda kaydedilen ilerlemeden daha büyüktür. 1900’dan 1960'a kadar insana erişebildiği mesafe 10²6'dan 10⁴0'a, ısı 105'ten 10¹¹'e, basınç 10¹0'dan 10¹6'ya yükselmiştir. Yolların altına döşenmiş elektrik kablolarının yolun üstündeki elektrikli arabaları çalıştıracağı günler yakındır. Fevkalade zeki insanlardan alınan genlerin etkisiyle insanlık kendi kendini dönüştürebilecektir. Herkes, hemen hemen kendi isteğine uygun çocuklara sahip olabilecektir. 10 milyar hücreye sahip beynimize dışarıdan alınan veya özel bir süreçle üretilen birkaç milyar hücre daha eklemek mümkün olacaktır. Ölülerden alınan organ veya uzuvların nakli sıradan bir şey olacaktır. Beyin yorgunluğunun temelinde yatan kimyevi sebeplerin keşfedilmesiyle insanın ezeli arzusunu gerçekleştirmek, uykunun kısaltılması suretiyle hayatı uzatmak mümkün olacaktır.
1965 yılı itibariyle ABD'de 69 milyon otomobil, 60 milyon televizyon, 7,7 milyon motorlu bot ve yat vardır. Amerikalılar aynı yılda yalnızca tatil için 30 milyar dolarlık harcama yapmıştır ki bu, 300 milyon nüfusa sahip Hindistan’ın neredeyse milli geliri kadar bir miktardır. ABD'de şahsi gelirlerin 5'te 2’si lükse harcanmaktadır. Dünyanın 3'te 1'ini oluşturan zengin ülkelerde kozmetik ürünlerine yılda toplam 15 milyar dolar harcandığı hesaplanmıştır. Bu ülkelerde bugünkü hayat standardı 1800 yılına göre 5 kat daha yüksektir, 60 yıl sonra bugüne oranla 5 kat daha yüksek olacaktır.
Tüm bu iyimser öngörülerin ardından kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bu, hayatımızın beş kat daha dolu, daha mutlu ve daha hümanist olacağı anlamına mı geliyor? Cevap kesinlikle olumsuzdur.
Bilim ve tekniğin gelişmesi, "üretim araçlarının gelişmesi" son tahlilde, işçi sınıfının tahakkümünü değil, işçi sınıfının adım adım yok olmasına sebep olmuştur.
(Bir araştırmaya göre, tamamen otomatik makine üzerinde çalışan işçi haftada toplam 40 saatin sadece bir saatini aktif ve belli bir müdahale yapmakta, kalan 39 saatte makineyi gözlemektedir.)
Şehrin büyüklüğü arttıkça, dindarlık azalmaktadır', daha doğrusu, insanda yabancılaşma etkisi yaratan şehircilik unsurları yükseldikçe dindarlık seviyesi düşmektedir. Çünkü şehrin büyüklüğü arttıkça üstündeki gök daha az görünür olur, doğa ve çiçekler de azalır; duman, benzin ve teknik araçlar artar, şahsiyet azalır, gittikçe kitleye doğru indirgeniriz. Şehir ne kadar büyükse, suç oranı da o kadar büyüktür. Dindarlık şehrin büyüklüğü ile ters orantılı, suç doğru orantılı bir yol izler. Bu iki fenomenin sebebi ortaktır. İkisi de, tatbiki, “yaşanmış estetik” olarak adlandırabileceğimiz şeyle doğrudan bir bağ içindedir.
İnsanın ruhu vardır, kitlenin ise yalnızca ihtiyaçları. Bu nedenle her kültür insanın yükselmesi, mükemmelleştirilmesiyken, kitle kültürü ihtiyaçların karşılanmasından ibarettir.
“Kitle insanı” kavramını Ortega Y. Gasset ortaya atmıştır. Kitle, isimsiz, şahsiyetsizleştirilmiş insanlar topluluğudur. Bir insan topluluğu şahsiyetini kaybettiği zaman kitleye indirgenir. Kitle insani, salt medeniyetin nihai mahsülüdür, bu durumda artık kültürün şüpheleri ve “ön yargıları" kalmamıştır.