Türkiye’de “milli mücadele” anti-emperyalist miydi?
"Türkiye’de sol hareketin büyük bölümü bu soruya evet yanıtını verir. Ama gerçek bu değildir. Mustafa Kemal önderliğinde verilen kurtuluş mücadelesi, emperyalist güçlerin işgaline karşı bir mücadeleydi, emperyalist sisteme karşı bir mücadele değil. Bu mücadelenin başarıya ulaşmasıyla, kapitalist üretim ilişkilerinin varoldukları kadarıyla tasfiye edilmesi şöyle dursun, kapitalizmi bizzat devlet eliyle geliştirmek için işçi sınıfı ve emekçiler yoğun bir sömürüye tâbi tutuldular. 30 yıl boyunca burjuva demokrasisinin en temel haklarını bile hiçe sayan bir tek parti diktatörlüğüyle burjuvazi devlet eliyle palazlandırılmaya çalışılırken, işçi sınıfı her türlü haktan yoksun bırakıldı. Sendika kurması, greve çıkması yasaklandı, o günkü Türkiye Komünist Partisi yıllar süren kovuşturmalara tâbi tutuldu. Binlerce komünist işkencelerden geçirildi ve hapislerde çürütüldü. Yüzlercesi katledildi. Kürt halkına karşı bugüne kadar süren bir imha ve inkâr politikasının temelleri o dönemde atıldı. Kürt isyanları on binlerce kişinin katledilmesiyle bastırıldı. Ülkenin temel sorunu olan toprak sorunu devrimci bir tarzda çözülmeden olduğu gibi bırakıldı. Kemalist hareket, ülkenin siyasal bağımsızlığı dışında hiçbir temel sorununa devrimci bir çözüm üretmeyen, güdük, sınırlı ve tepeden bir burjuva devrim gerçekleştirdi. Böylesi bir hareketin değil anti-emperyalist sayılması, burjuva anlamda devrimciliği dahi son derece güdüktür."

Cafer Yalın, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
23 May 02:22 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Haklı bir devrimin nasıl diktatörlüğe dönüştüğünü basit ve masalsı anlatımıyla gözler önüne seren bir baş yapıt. Hikayenin Bolşevik devrimini ve Komünizmi örneklemediğini ve bir eleştirisi olmadığını savunmak gerçekçi olmaz. Sadece karakterler üzerinden bile gidecek olursak benzerlikler açıkça ortaya çıkacaktır. Nacizane bir kaç karakterin gerçek hayattaki karşılıkları (şahsi kanaatimdir);
Koca Reis-Lenin
Snowball-Troçki
Napoleon-Stalin
Çiftlik Sahibi Jones-Çarlık
Boxer-İşçi Sınıfı
Kuzgun Moses-Kilise
Koyunlar-Halk
Squealer-Beria
Hikayede halkın aslında yönetimden pek de fazla birşey istemedikleri görülüyor. Sadece özgür yaşamak ve ömürlerinin sonunda rahat bir emeklilik. Hatta bunun için ölesiye çalışıyorlar (Boxer örneği). Fakat bu bile onlara fazla görülüyor.
Ne gariptir ki hikayenin sonunda yozlaşmış Domuzların saltanatını her türlü derdi cefaya çeken hayvanlar değil, kendilerine benzemeye başladıkları yine insanlar bitiriyor.

Miran, bir alıntı ekledi.
15 May 20:26

İşçi sınıfı...
Çalışan insanlardık , bir cinayet uykumuzdan olmamıza değer miydi?

Paris ve Londra'da Beş Parasız, George Orwell (Sayfa 109 - Can yayınları)Paris ve Londra'da Beş Parasız, George Orwell (Sayfa 109 - Can yayınları)
bhmflzf ( Mehmet ), bir alıntı ekledi.
12 May 20:35 · Kitabı okudu

Kadınların kendilerini ait hissettikleri etnik ya da ırksal grupların içerisinde sergiledikleri bakım etiği; empati, özdeşlik yahut dayanışma his­ setmedikleri gruplarla kurulan ilişkilere uzanmıyor. Tümü değilse de çoğunluğu beyaz olan imtiyazlı kadınlar, şimdiye değin, işçi sınıfı kadınlarının ve yoksul kadınların boyun eğmeye devam etmeleri için büyük yatırımlar yaptılar.

Feminizm Herkes İçindir, Bell Hooks (Bgst Yayınları, Epub)Feminizm Herkes İçindir, Bell Hooks (Bgst Yayınları, Epub)
selim koç, bir alıntı ekledi.
 12 May 16:09

Gerçekten de yakından bakılınca hiç zorlanmadan larkedilir:
Marx’ta, ilk (felsefi) kanı, genel olarak proleteryanın ve özel
olarak her proleterin bir beceriler bütününü geliştirme amacıyla
üretici güçlerin bütününe egemen olabilme zorunda olduğudur.
Bu, eğer proleterya özüne ulaşmak istiyorsa, gereklidir. Tarihsel
sürecin çözümlemesi bu ilk kanıya göre yapılacaktır. Marx,
proleterleşmeyi, varlığının bilincinde olan bir proletarya doğurduğunu,
yani, onu (proletaryayı) «varlığını güvence altına alabilmesi*
ve olması gerekene dönüşmesi için zorladığını gösterecek
biçimde tanımlar. Bununla birlikte, tarihsel çözümleme, öylesine
zayıftır ki olguların incelenmesinden, temellendirmesi gereken
savm çıkarılmasına olanak vermez. Marx, çözümlemesi
ilk düşüncesini özündo zenginleştirmeksizin, sonuçta başta ileri
sürdüğü şeye varır.
Bunun nedeni, olgular düzeyinde hiçbir şeyin, bu düşünceyi,
ileri sürdüğü dönemde doğrulamamasıdır. Proletaryanın büyük
çoğunluğu, köylülerden ve aletleriyle meslekleri ellerinden
alınmış, yıkıma uğramış küçük sanatkarlardan oluşuyordu. Manüfaktürlerde,
madenlerde, atölyelerde iş, çoğunluğu çocuk
ve kadınlardan oluşan kişilerce yapılıyordu. Adam Smith, pek
çok fabrika sahibinin «yan budala» işçiler çalıştırmayı tercih
ettiğini kaydeder ve Marx’in kendisi de Kapital'de, gerek manifaktürlerde
gerekse otomatik denilen fabrikalarda işçi emeğini,
işçilerin entelektüel ve bedensel kabiliyetlerinin, sakatlanması
biçiminde tanımlar. Fabrika «hilkat garibeleri», «bağımsız bir
şey yapamayan» kişiler, «tıfıllaşmış», «yoksullaşmış», «tümüyle
askeri bir disiplin»e koşulmuş insanlar, yani kısacası, «üretim
araçları bütününü» kendine bağımlı kılan ve «artık hiçbir sınır
tanımayan bir etkinlik» çerçevesinde kusursuz kişisel tamamlanmasını
gerçekleştiren ideal proleterin tem tersini üretir.
Ancak on yıl kadar sonra, ileride anarko-sendikalizmin
başını çekecek olan, çok yönlü ve meslekten işçilerin oluşturduğu
bir sınıfın mevcudiyeti karşısında, Marx, Grundrisse lerde,
proleterlerin kendiliğinden-özgürleşme yeteneğiyle özyönetimci
eğilimlerinin maddesel temelini keşfedebildiğim düşünür; üretici
güçlerin gelişmesinin, askeri biçimde yönetilen niteliksiz kol iş24
Elveda Proletarya
çilerinin yerine, aynı zamanda hem kol hem de düşünce yeteneğine
sahip, ileride üretim sürecine egemen olacak, karmaşık
teknik bütünler üzerinde denetim kuracak, kolayca bir işten
öbürüne, bir tür üretimden öbürüne geçebilecek çokteknikli işçilerden
oluşan bir sınıfı getireceğini öngörür. Fabrika despotluğu,
üretim subayları ve assubayları ortadan kalkacak, hatta
bizzat patronlar gereksiz asalaklar olarak görülecek ve «birleşmiş
üreticiler» özyönetimsel iktidarlarını fabrikalarda ve toplumda
kullanacaklardır.

Elveda Proletarya, André GorzElveda Proletarya, André Gorz
selim koç, bir alıntı ekledi.
12 May 16:05 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Feministlere başvurunuz; aile boyunduruğunun
bütün yükünü çekmesin diye kadının şimdi ne yapması
gerektiğini sorunuz onlara; sîze, hep bildiğimiz nasihatları
vermeğe koyulacaklardır: "Daha kolay boşanma isteyiniz", "dinsel
nikahın kalkmasını, malların ayrılmasını isteyiniz", "evliliğin dış
şekillerini görmezlikten geliniz ve gönül eğilimlerinizi çekinmeden
izleyiniz"; ve feministlerin bütün bu arzulanan şeyler çağlayanı
önünde proleter kadın, kollarını şaşkınlıkla iki yana açacak, "Sizin
bütün bu 'reformlarınızın işçi sınıfı kadınlarının en acil ve en dolaysız
çıkarları üzerine zayıf bir yansıması olur ancak!" diyeceklerdir.

Marksizm ve Cinsel Devrim, Alexandra KollontaiMarksizm ve Cinsel Devrim, Alexandra Kollontai
Ebru, bir alıntı ekledi.
07 May 20:13 · Kitabı okudu · 10/10 puan

1933'te yayımlanan Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı'nda Reich, zorlayıcı cinsel ahlak, aile ve otoriter devlet arasındaki ilişkiye dair en parlak görüşlerini ortaya koydu. Faşizm incelemesindeki temel soru, liderliği çalışan kitlelerin çıkarlarına karşı olan bir partiyi insanların neden destekledikleriydi. Bu sorunu ele alırken Hitler'in otoriter diktatörlüğünü destekleyen her toplumsal sınıf içindeki öğeler arasında önemli ayrımlar yaptı. Küçük çiftçiler, bürokratlar ve orta sınıf, ekonomik durum açısından farklı oldukları halde aynı aile durumunu paylaşıyorlardı -Reich'in daha önce ileri sürdüğü gibi tam da otoriter kişiliği üreten durum-. Bu aile durumu aynı zamanda milliyetçiliği ve militarizmi de destekliyordu. Anavatan ve ulus gibi düşüncelerin duygusal özünün anne ve aile düşünceleri olduğunu ileri sürüyordu. Ancak, işçi sınıfı bir süre daha gevşek aile düzenlemeleri sergilemiş ve böylelikle uluslararası işçi hareketine yöneldiği kadar milliyetçiliğe yönelmemişti. Öte yandan, orta sınıfta, aile gerçekten de minyatür bir ulustu ve anne çocuğun anavatanıydı. Reich, Nazi Goebbels'den alıntı yapıyor: "Ülkenizin hayatınızın anası olduğunu asla unutmayın." Anneler Günü'nde Nazi basını açıklama yapıyordu: "O -Alman Anası- Alman ulusu düşüncesinin tek taşıyıcısıdır. Anne' düşüncesi Alman olma düşüncesinden ayrılamaz."

Özgür Eğitim, Joel Spring (Sayfa 91 - Ayrıntı)Özgür Eğitim, Joel Spring (Sayfa 91 - Ayrıntı)
Hale Nur, Oğullar ve Sevgililer'i inceledi.
06 May 04:20 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Anneler oğullarına ayrı bir düşkündür, babalar da kızlarına. Buna Eğitim Psikolojisinde Electra ve Oedipus diyoruz biraz daha aşırı sevme ve ilgi duymadır. Romandaki anne karakterimiz öyle oğullarını ele almış ki okuyunca Türkiyedeki kaynana modelini yer yer bulursunuz. Bana göre yazar, annenin oğullarına beslediği duygunun yanlışlığını kendi oğlu ve kızı tarafından öldürülerek gösterdi. Sadece bunu değil İşçi sınıfı sorunlarını, Madenciliği, Aile hayatı zorluklarını ve Güçsüz kadınları görebilirsiniz.

Zaman Makinesi, bilimkurgu türünün dünden bugüne en çok öne çıkan konularından birisi olan zamanda yolculuk fikrinin kullanıldığı ilk ve en popüler eserlerinden birisidir.Roman, Anlatan kişi ve Zaman Gezgi'nin bakış açısından anlatılmakta.

Zaman Gezgi'ni, gerçekte dört boyut olduğunu bunların üçüne uzayın üç düzlemi dediklerini ve dördüncüsünün de zaman olduğunu söylemekte ve tartışma boyunca arkadaşlarını zamanda yolculuk yapmanın mümkün olabileceğine ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak Anlatan Kişi hariç diğerlerinin ne kadar etkilenseler de zamanda yolculuk fikrine ikna olmadıklarını görmekteyiz.


Çok uzak bir geleceğe 800 bin yılına giden Zaman Gezgi'ni burada insan ırkının iki ayrı tür olarak hayatını sürdürdüğünü görmektedir. Sadece meyveyle beslenen katı vejeteryan, zararsız, zarif yukarı dünya çocukları olan akılsız Eloiler ve insaniyet namına bir şey görmenin olanaksız olduğu, hayvanileşmiş, vahşi etobur yeraltında yaşayan Morlocklar.. Başta Eloiler ile karşılaşıp Morlockların varlığından habersiz olan Zaman Gezgi'ni, zaman makinesinin Morlocklar tarafından çalınmasıyla yeraltında yaşayan diğer türün varlığından haberdar olmaktadır, insan ırkının neden iki ayrı türe bölünüp bu kadar farklılaştığını sorgulamaya başlamaktadır. Toplumsal yapı hakkında olasılık yürütmektedir.

“İnsanoğlunun azaldığı döneme rast gelmiştim, anlaşılan. Kızıl güneş batışı bana insanlığın batışını düşündürdü. İlk kez, bugün meşgul olduğumuz sosyal çabaların tuhaf bir sonucunu kavramaya başladım. Hem de, düşünüyorum da mantıklı bir sonuç bu. Güç ihtiyacın ürünüdür; güvenlik güçsüzlüğü artırır. Yaşam koşullarını düzeltme işi —yaşamı gittikçe daha da güvenli yapan gerçek uygarlaştırma süreci— istikrarlı bir şekilde zirveye ulaşmıştı."

iki farklı tür şeklinde yaşamını sürdürmesinin nedeninin direk olarak kendi zamanında kapitalist ve emekçi arasındaki giderek artan kutuplaşmanın sonucu olduğunu söylemektedir. Kapitalizmin yarattığı sosyal sınıf farklılıklarını, sistem kendini tamamladığında varılan noktanın üst sınıfı akılsızlaştıracağını; işçi sınıfı ise hayvanileştirip tamamen köle haline getireceğini fakat yine de bu iki tür arasında yaşam şekilleri dışında hiç bir fark olmadığını, akılsızlaştıkları içinde bu farkın önemsiz olduğunu eleştirmektedir. Wells, kendi gününün, yönetici ve hizmet edici sınıflarla kesin bir surette bölünmüş cemiyetini istikbale doğru uzatmakta.


Wells'in, Zaman Makinesi'nde, beşer ırkı için gördüğü ümit, hareketli ve huzur içindeki bir hayat; beşeri, akıllı bir tarzda, sınıflar arasındaki sınırın kaybolacağı zamana kadar, sınıflar arasında barışçı bir ilişkinin kurulacağı şekilde kaynaştırmaktadır.

Wells'in kurguladığı gelecek, bol betimleme ve tartışma içeren, üzerinde düşünmeyi gerektiren bir türe benziyor. Kitabı zamana yayarak okumak daha doğru olur.

Miyase Baysal, bir alıntı ekledi.
05 May 21:12 · Puan vermedi

LetStart
Batı'da burjuvazinin mücadelesiyle feodalizmden kapitalizme geçilmiş ; bu geçiş,beraberinde "sivil toplum"u getirmiş,sivil toplum ise burjuvazinin öncülüğündeki demokrasi mücadelesi ile devleti sınırlamıştır.
Batı burjuvazisi devletin kucağında büyümemiş,bizzat devlete karşı mücadele vermiş,işçi sınıfı da burjuvaziye ve devlete karşı mücadele edip kendi çıkarı peşinde koşarken demokrasileşmeye katkıda bulunmuştur.
Oysa Osmanlı /Türkiye demokrasisi tepeden başlamıştır,demokratik niteliği yoktur ,sivil toplum,burjuvazi, proleterya ve sınıf mücadelesi mevcut değildir,dolayısıyla her şeyin belirleyicisi devlet ve onu yöneten bürokrasidir.....
Batılılaşmaya direnç gösteren kesimler ise cevredikiler,mütedeyyinler,muhafazakarlar..
Buradaki esas mücadele sınıflar arasında değil, kültürel düzlemde,yani Batılılaşma yanlısı elitlerle dindar halk kitleleri arasında gerçekleşmistir.
DOLAYISIYLA TÜRKİYE TARİHİ,SINIFLAR MÜCADELESİNİN DEĞİL,İKİ KÜLTÜR,İKİ MEDENİYET,İKİ YAŞAM BİÇİMİ ARASINDAKİ MÜCADELEDİR...

Türkçü Faşizmden Türk-İslam Ülküsü'ne, Fatih Yaşlı (Sayfa 12 - Yordam kitap)Türkçü Faşizmden Türk-İslam Ülküsü'ne, Fatih Yaşlı (Sayfa 12 - Yordam kitap)