• Bu ülkede işçi sınıfı hep mağdur.
  • "Işçi sınıfı Çar değil "
  • Proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki, sosyalist devrim yöntemi ile; büyük halk kitleleri ile feodal sistem arasındaki çelişki, demokratik devrim yöntemi ile; sömürgeler ile emperyalizm arasındaki çelişki, ulusal devrimci savaş yöntemi ile; sosyalist toplumda isçi sınıfı ile köylüler arasındaki çelişki, tarımın kolektifleştirilmesi ve makineleşme yöntemi ile; sosyalist bir parti içindeki çelişki, eleştiri ve özeleştiri yöntemi ile; toplum ile doğa arasındaki çelişki, üretici güçlerin geliştirilmesi yöntemi ile çözümlenir.
  • ...kaleme alındığı sıralar ona "Sosyalist Manifesto" diyemezdik. 1847'de de sosyalist dendiğinde, bir yandan çeşitli ütopyacı sistemlerin yandaşları, yani her ikisi de çoktan tekkeye dönüşmüş bulunan ve son demlerini süren İngiltere'deki Owencılar ve Fransa'daki Fouierciler, öte yandan da sermayenin ve kârın kılına dokunulmaksızın her türlü toplumsal bozukluğu binbir yoldan onarıp düzelteceklerini ileri süren cins cins toplumsal düzenbaz anlaşılıyordu; bunların hepsi de işçi sınıfı hareketinin dışında insanlardı ve daha çok "mürekkep yalamış" sınıfların desteğinin peşindeydiler. (..) Demek, 1847'de sosyalizm orta sınıf hareketi, komünizm ise bir işçi sınıfı hareketiydi. Sosyalizm, en azından Kara Avrupası'nda, "saygın"dı; komünizm ise tam tersi. Ve biz baştan beri "işçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının eseri olmalıdır" anlayışını savunduğumuzdan, bu iki addan hangisini benimseyeceğimiz konusunda kuşkuya yer olamazdı. Dahası, o zamandan bu yana bu adı yadsımak aklımızın ucundan bile geçmedi.
    ~~Friedrich Engels~~
    Karl Marx
    Sayfa 104 - Can Sanat Yayınları
  • Aydın(!) bir köylü olduğum için köylülere karşı yazılmış şiire/yazıya karşıyım. Hak veriyorum, haksız da sayılmazlar.


    Şehirli burjuvazileri niçin öldürmeliyiz?

    Çünkü onlar üretim yapmazlar
    Sömürü onların dünyasıdır
    Korsancı da değiller
    Korsancı olmak için çalışmak gerekir
    Her şeye tepeden konan bir kargadırlar
    Çalıştırdıkları köylüleri daima aşağılarlar
    Sigortalarını da ödemezler
    Ödediklerinde işçiyi satın almış bir köle gibi çalıştırırlar
    Değişen dünyaya ayak uydurup kendilerine has hiçbir şeyi yaşatmazlar
    Beton duvarları kadar soğuk
    Yaşamı aydınlatamayacak kadar karanlıklar
    Kanun gibi düz ve sıradan yaşarlar
    Kanunlar sadece aleyhinde olduğunda kudururlar
    Kibirli ve bir heykel gibi pürüzsüzler
    Paraları olan hayırsever görünmek için partiler yapar
    Partilerde en lüks tüketimi hayvanca yaparlar
    Topladıkları yardımları zincirleme gönderirler
    En az on elden sonra yardımlar ulaşır
    Kibarlık budalalıklarını kendileriyle her yere taşırlar
    Korkaktırlar
    Güvende hissetmek için yüksek şatolar inşa ederler
    Kendilerini/şatolarını korusunlar diye kanunlar yaparlar
    Kanunlarını korusunlar diye karakollar ve cezaevlerini yaparlar
    Oralara bekçi diye köylü ve işçi sınıfından seçerler
    Alt sınıfı alt sınıfla çatıştırmakta üstüne yok bunların
    Düzenleri sarsılır diye etliye sütlüye karışmazlar
    Doğada gezebilecekleri en ücra yer
    Kalın ve yüksek duvarların içerisinde bulunan hayvanat bahçeleridir
    Dikenli tellerin arkasındaki bir aslanın bakışından dahi korkarlar
    Bütün korkuları ve umutları önüne gelen yemektedir
    Yarın aç kalacakmış hissiyle aksıra tıksıra yerler
    Bir tabak yemek eksik geldi mi depresyona girerler
    Kendi kendilerini tamir edemezler
    Hemen bir psikoloğa koşarlar
    Bir yandan biçimsiz bir ruh hassasiyeti taşırken
    Diğer yandan bir taş gibi umursamazlar
    Komşusu ölse kokusundan anlarlar
    Kapıyı açmaya dahi korkarlar
    Polis onların tek güvencesi
    Birisi sokak ortasında kussa hap attı derler

    Şehirli burjuvazileri niçin öldürmeliyiz?

    Çünkü onlar karılarını sürekli aldatırlar
    Erkeklik göstergesi olarak her gece başka biriyle yatıp kalkarlar
    Doyumsuzdurlar
    Seslerinin tonu yumuşak ve bir buz gibi soğuktur
    Her gün karılarının üzerinde nasıl bir pozisyon alacaklarını düşünürler
    Daha iyi seks yapabilmek için fındık tüketirler
    Dışarıda patrona karşı paspaslaşırlar
    Kravat gibi tasmaları var
    Günün yirmi dört saatini ona göre ayarlarlar
    Eşlerini ve çocuklarını onun uğrunda yetiştirirler
    Bütün ailesini ona feda etmeye hazır bekçilerdir
    Sabah akşam bütün dertleri o kravata tutunmak
    Temiz giyinirler temiz duş alırlar
    Haram yemekten zerre dahi çekinmezler
    Yükselmek için birbirlerini hayvan gibi ezerler
    Evlerinde her türlü kitap ve tablolar var
    Kitapları daha kibirli olmak için okurlar
    Saatlerce o tablolara bakıp bir şeyler anlarlar
    Ama sokakta gezenin halini anlamazlar
    Tahta gibiler
    Tahta gibi soğuk ve kurudurlar
    Otobüs ücretlerine zam yapıp kendileri binmezler
    Bir gün olsun bir gariban akıllarına gelmez.
    Köylüyü ezmeyi pekiyi bilirler
    Buğdayın kilosunu otuz kuruşa alıp
    İki yüz gram ekmeği iki liraya satarlar
    Köylere gittikleri görülmemiş
    İşleri güçleri köylüyü ve işçiyi aşağılamak
    Konuşmasınlar diye ekmeği ellerinde tutarlar
    İşçiyi çalıştırmadan önce onlarca daireye gönderirler
    Her dairede onlarca lira dosya parası alırlar
    Her dairede işçiyi köylüyü onlarca kez aşağılarlar
    Kendilerinden aşağıdakilerle asla muhatap olmazlar


    Şehirli burjuvazileri niçin öldürmeliyiz?

    Cenazelerini kaldıracak kimseyi bulmazlar
    Etrafındakiler üç beş kişiyi geçmez
    Birbirlerinin evlerine hiç uğramazlar
    Yürüyen mumya gibiler
    Yalnız yaşarlar ve yalnız ölürler
    Beton yığınları arasında tefekkürü unutmuşlar
    İnançları kalmamıştır ne insanlığa ne de insana
    Televizyona bakarak insanlara acırlar
    Televizyon kapanınca vicdanın ışıkları da kapanmış olur
    Enflasyondan etkilenmezler tam aksine enflasyondan rant elde ederler
    Annelerini bile yanında tutmazlar
    Yılda bir kez ziyaret ederler
    Lüks bir barınakta her şeyleri var diye düşünürler
    Her şeyin ölçüsü nesnelerdir
    Her arkadaşa yürüyen para gözüyle bakarlar
    Üzerinde düşündükleri tek şey nesnelerdir
    Düşünceleri yapmacıktır
    Duyguları savurgandır
    Kahramanlıkları ucuzdur
    Kahırları bir şampanyaya kadardır
    Gerçeklerden kaçma pahasına her şeyi yaparlar
    Mezarlıkları en uzak yerdedir
    Kafaları daima uğultuludur
    Paranın, boşluğun ve sarhoşluğun uğultusu
    Bir eğitim kurumuna destek verseler
    O eğitim kurumundaki bütün öğrencileri kendileri gibi yetiştirmeye ant içerler
    Herkes onlar gibi düşünecek ama asla onlara erişmemeliler ne malda ne zekada.
    Canavar denilince onların aklına tavşan, kurt, köpek gelir
    Hâkimiyetleri bir tek kadere geçemez
    Onu da ret ederler
    Saf insanlarla alay ederler
    Temiz insanlara, okşanacak gözle bakarlar
    Duygularının bekâreti yok; duyguları düzülmüş
    Egemenliklerini koruma adına köylüyü ve işçiyi ne aç bırakırlar ne de tam doyururlar
    Yarım duyurup sürekli kendilerine muhtaç bırakırlar
    Zengin olmanın kapısını sürekli açık bırakırlar
    O kapıdan içeriye hasret bıraktırırlar
    Ne içeriye alırlar ne de kapıyı kapatırlar



    Şehirli burjuvazileri niçin öldürmeliyiz? Biz bunları hala niçin yaşatıyoruz? Bu kazık gibi sınıfın vazifesi nedir? Ne bir bilim insanı çıkar ne de sanatçı. Bunları hala neden besliyoruz?
  • I. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru belirgin şekilde ezilmiş bir işçi sınıfı oluşmaya başlamıştı bile ve bu sınıf yavaşça bulundukları konumda bir terslik olduğunun farkına varıyordu.
    Atakan Büyükdağ
    Sayfa 27 - Destek Yayınları, 28. Baskı, Ekim 2017