Her şeyde bir düzen vardır. Evrenimizin parçası olan bu düzen simetri, zarafet ve güzelliğe- gerçek bir sanatçının eserinde mutlaka var olan niteliklere- sahiptir. Bunu mevsimlerde görebilirsiniz; bir uçurumda rüzgarda sürüklenen kumda, katranruhu çalısının öbekleşmiş dallarında veya yapraklarındaki çizgilerde görebilirsiniz. Biz bu düzeni hayatlarımız ve toplumumuzda kopyalamaya çalışır, onun ritimlerini, danslarını, huzur verici şekillerini ararız. Ama mutlak kusursuzluğu bulmak tehlikeli olabilir. Mutlak düzenin sabit olması gerektiği barizdir. Böyle bir kusursuzlukta, her şey ölüme doğru gider.
Hiçbir ibadetin amacı Tanrı’yı memnun etmek değildir. O mutlu olan veya mutsuz olan, memnun olan veya memnun olmayan bir bilinç değildir. O tüm eylemlerden etkilenmeden kalan saf bir bilinç. İnsanoğlu sonsuzluğunu, bütünlüğünü, uçsuz bucaksızlığını algılayamadığı için yanılgıya düşerek Tanrı’yı bir birey olarak algılıyor. Çünkü insan her şeyi kendisi gibi bildiğinden, onu da kendisi gibi zannediyor; kızan, seven, üzülen, affeden, memnun edilebilen bir varlık..