Topraklarımızdan çıkan her taş bir kültür kıvılcımı saçabilir. Sorun onu değerlendirmekte, yaşayan bir insan davasının geniş yüzeyinde bir mozaik taşı gibi yerleştirmekte. Bu bir para meselesi değil, bir kafa meselesidir.
Fransız, İngiliz veya Alman felsefesini, edebiyatını, sanatını incelerken bunların Yunan-Latin ilkçağına dayandığını gördük. Bu temele kök salmış Batı düşüncesini, temele inmeden kavrayamayacağımızı anladık. Onu bütün yazı anıtlarıyla kapsamak yolunda emekler harcandı. Milli Eğitim Bakanlığı "Klasikler" çevirisine girişti.
Atatürk topraklarımızdan çıkan malzemeleri kültür olarak benimsememiz için "Anadolu'ya gelmiş geçmiş bütün kültürler bizimdir." dedi. Hitit'ten Latin'e kadar Anadolu'nun ilk çağını aydınlatmak yolunda girişilen araştırmalara geniş olanaklar sağladı. İstanbul ve Ankara üniversitelerinde eski dil ve arkeoloji bölümleri bu amaçla kuruldu.
İlkçağın bu topraklarla yoğrulmuş, üst üste tabakalaşmış uygarlıkları bugün orada yaşayan insanların geleneklerini, göreneklerini kuşkusuz etkilemiştir.
Anadolu topraklarını düzlük, yayla, dağ, ırmak veya göl olsun karış karış dolaşalım binlerce yıllık bir tarihin izlerini taşımayan bir karış toprağa rastlamayız.