Milet, yalnızca büyük bir ticaret merkezi değil, ilkçağ felsefesinin de beşiğidir. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes... Fizikçi deniyor dünyamızın bu ilk filozoflarına. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes'e değin insanlar doğaya bakmışlar, onda birtakım kuvvetler sezmişler ama her kuvvete bir tanrı adı takıp tanrılara tapınmaktan ileri gidememişler. Miletli fizikçiler doğayla insanüstü hiçbir kuvvete başvurmadan, doğrudan doğruya varlığın özüne gitmeye ve doğanın temeli olan ilkeyi aramaya girmişler. Thales'ten 27 yüzyıl sonra bugün fezaya Sputnikler atabiliyorsak bunu bilim yolunu açan Miletli fizikçilere borçluyuz.
Çanakkale'nin çağdaş tarihi dört bin yıl önceki macerasına çok benziyor. Yunanistan'dan yüzlerce kral, gemileri, askerleri, silahları ile gelip Troya kapılarına dayanmışlar, on yıl çarpışmışlar, savaşmışlar da düşürememişler Priamos'un kalesini. Dört bin yıl kadar sonra İngilizler, Fransızlar koca orduları ve donanmalarıyla gene dayanmışlar Boğazlar'a vurmuşlar, öldürmüşler ama alamamışlar Türk toprağını. Hektor, Mustafa Kemal, Troya, Conkbayırı.. Kahramanlar toprağı imiş burası.
Topraklarımızdan çıkan her taş bir kültür kıvılcımı saçabilir. Sorun onu değerlendirmekte, yaşayan bir insan davasının geniş yüzeyinde bir mozaik taşı gibi yerleştirmekte. Bu bir para meselesi değil, bir kafa meselesidir.
Fransız, İngiliz veya Alman felsefesini, edebiyatını, sanatını incelerken bunların Yunan-Latin ilkçağına dayandığını gördük. Bu temele kök salmış Batı düşüncesini, temele inmeden kavrayamayacağımızı anladık. Onu bütün yazı anıtlarıyla kapsamak yolunda emekler harcandı. Milli Eğitim Bakanlığı "Klasikler" çevirisine girişti.