• Biri eğilip sesini alçaltarak açıklıyor, deprem heyecanını tekrar yaşayabilmeyi istiyormuş. Hızla geçen arabadan yükselen müziğin notaları sokağın bir ucundan diğerine atmosferin her yerinde. Havai fişekler patlıyor, martılar çığlık çığlığa çırpınırken. Yüksek volümlü müziğin çalındığı loş mekânda kimse kimseyi duymuyor, herkes kendi kendine gülümsüyor, ama bakışlar boş.Sokakta ellerinde sımsıkı tuttukları teneke kutuları koklayan üstübaşı ve yüzü kirli çocuklar da öyle. Rengârenk reklam panoların pırıltısına bakarken sizin gözleriniz de parlıyor bir süre için, yaldızın ardının boş olduğunu bilseniz de. Sahnedeki şarkıcının sesi dinleyicilerin çığlıklarına karışıyor, gösterinin hangi tarafta olduğu belli değil, aslolan kakofoni. Stadyumda renkli dumanlar, konfetiler, şeritler, bayraklar, şarkılar, sloganlar, küfürler ve birkaç adet döner bıçağı. Ekrandan gelen imaj bombardımanı bizleri gerçek dünyaya yakınlaştırıyormuş gibi yaparak ondan uzaklaştırıyor. Ekranın gücü ahlaki tepki vermeyi de zorlaştırıyor, yarattığı acımasızlık ve kayıtsızlıkla. Bir yanda ücretsiz çete oluşturma ve banka boşaltma dersleri verilirken, Antik Yunan trajedisi korosu ülkenin merkezinden bildik dizeleri bıkmadan yineliyor. Harika bir yer burası, daha önce hiç duyulmamış türde bir olayı bir yenisi izliyor, tekdüzelik sözcüğünü iptal ettirmek istercesine. Uyaran bağımlıları diyarına hosgeldiniz. Burası bir başka dünya, dünyanın kendisi değil. İnsanlar gülümserce maskelerle dolaşıyor, neden olmasın ki? Depresyonla ya da boşluk ve anlamsızlıkla yüzleşecek firsat yok, her an bir şeyler olmakta, çoğumuza sadece seyretme payı tanınsa da.
  • Ne olmuştu da, “Seninle dünyanın her yerine gelirim,” diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
  • Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...
    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ellerin ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmakların
    Zaman ne de çabuk geçiyor
    Mona Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları
    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım sığmaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten
    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller
  • bir düş kuruyor karanlık çiçeklerim
    savaş meydanları, buğulu bakışlar
    ve düşümde bir uçurum sahnesi
    aklımda bir teselli akşamı var
    ağlamaklı akşamlar doldurup torbama,
    bir ağacın kenarında açacağım
    düş'üm uçacak; diyecek, içim kuşlar gibi
    fakat kuşların kanatlarının kırık olduğunu,
    daha güçlü ayrılıklara gebe olduğunu kalbimin
    yeni öğreniyorum
    gitmenin habercisi yağmurlar olduğunu,
    ruhumunsa kırılgan umutları olduğunu
    yeni öğreniyorum...

    âh, bir düş kuruyor acıyan ellerim
    o vakit yeni öğreniyorum
    ölü bedenlerden okunduğunu,
    yaşamın ne değerli şey olduğunun
    ve çağımın vebâsı olduğunu hüznün..

    bir mektup açsam pazar akşamları;
    imzası yaşamak olsa
    ve eski bir şarkı mırıldanıp
    gülümsemenin nasıl bir şey olduğunu
    anlatsa bana...
  • Sana hayret ediyorum!Organların haram bakışlar,gıybet,söz,taşıma gibi günahların her çeşidini işlerken kalbinin selamet ve sağlığını nasıl umabiliyorsun?!
  • Yoldaki bakışlar soğuk
    Yüzler soğuk
    Insanlar soğuk
    Kalpler soğuk
    Mevsimlere suç bulma öyle
  • Mustafa Kemal iki kadın arasında kalmıştı
    Ama aslında,kalbi çoktaaan Sofya'da kalmıştı.

    1914 yılıydı.
    Zımba gibi delikanlıydı
    Askeri ateşeydi.
    Henüz yeni taşınmıştı,
    Pek arkadasi yoktu,
    Bulgaria pastanesinde tek basina oturuyordu,
    Aksamları operaya, tiyatroya gidiyordu.
    Şehir Kulübü'ne davet edildi.
    Orada tanıştılar.

    Dimitrina Koaçeva...
    Kısaca "Miti"diyorlardı
    Cok güzeldi.
    İsvicre'de müzik eğitimi almıştı, üç lisan biliyordu.
    Sosyetenin en gözde bekarıydı
    E fonda da Mavi Tuna çalıyordu,
    Mustafa Kemal hic tereddüt etmedi,
    Salonu ortadan ikiye kılıçla böler gibi yürüdü,
    yanina gitti,

    "Bu dansı bana lütfeder misiniz"dedi.
    Şimşekler çakan kıskanç bakışlar eşliğinde piste çıktılar.
    Herkes mırıl mırıl onlar hakkında konusuyor,
    Onlar ise hic konuşmuyor,birbirlerine gülümseyen gezilerle bakarak dans ediyorlardı.
    Yılmaz Özdil
    Sayfa 214 - KIRMIZIKEDİ