“Bu bakışlar ne?Niye bana öyle bakıyorsun?Bu sevimli bakışlarının seni kurtaracağını mı sanıyorsun?”
"Kurtarılmaya mı ihtiyacım var?”
"Hem de nasıl. Tatlılığın bu kez seni kurtaramayacak.”
"Beni kimden kurtaracağız?Ben geride kalıp seni izleyebilir miyim?”
"Seni benden kurtarmalıyız ve hayır,geride kalıp izleyemezsin.Burada işin çoğunu sen yapacaksın.”
Engellilerin yaşadığı zorluklar hem kendilerini, hem ailelerini yıkıma uğratıyordu. Toplumda ayrımcılığa uğramaları, işsizlik, temel insani hizmetlere ulaşamamaları, fiziki şartlar, çevrenin uygunsuzluğu da cabasıydı. Bir de acınası bakışlar… Toplumdan dışlanmalarına sebep olan bütün bu etkenlerle başa çıkmak zorundaydılar. Engelli bir birey için fiziksel yaşam alanlarının onlara uygun olarak düzenlenmemiş olması, toplumda var olabilmelerinin önündeki en büyük sorunlardan biriydi. Yaşam alanlarındaki bu düzen, hâlâ gerekenin çok altındaydı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mükemmel insan; karşı koyulamaz bir kararlılıkla hakikati seçen, içten ve dıştan gelen her türlü tahrik edici unsura cesurca direnebilen, en sert güçlükleri bile neşeyle karşılayabilen, fırtınalardan sakinliğini koruyabilen, sert ve tehditkâr bakışlar altında dahi korkusuzca durabilen doğruluğa, erdeme ve Tanrı’ya olan inancı hiçbir koşulda değişmeyen kişidir.
Kanser hastasının mitolojisi yoktur, kanserden ölmenin romantizmi yoktur. Bakışlar üzerinden kaçırılır. Hastalık sizi içten fetheder, yiyip bitirir. Sadece saydam derinin altından beliren kemikler kalır. Verem hakkında şiirlerimiz ve Büyülü Dağ'ımız var, ama kanser için bir büyülü dağ yok.
“Derin göklerinin mavliğini andırıyordu bakışları… Bu dumanlı mavinin içinde henüz bir çocuk saflığı taşıyan bakışlar vardı. İncir ağaçlarının altında koşan küçük bir oğlan çocuğuna ya da gölgesi masanın üzerine düşmüş saksı içindeki bir çiçeğe bakar gibi bakmıştı.”